Günümüzün siyasi Siyonizm'inin bir "Yahudi Haçlı Seferi" olması gibi, Haçlı Seferleri de bir "Hristiyan Siyonizm'i" idi: her iki durumda da maneviyat ve inancın sapkınlığını görüyoruz.
"Aziz ülkemize gelince, ille de bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye'yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin. Unutmayın ki, düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendisine has bir kimliği vardır, Türkiye'nin. Batmaz, batarsa okyanuslar taşar. Mademki, son temsilcileriyiz gezegenin iyiliği için yaşatılması elzem bir medeniyetin, bizi durduracak tek 'gerçek', soğuyan güneşin dünyamızı yarı yolda bırakması ihtimali olmalı."
Nasihatname
Unutmayın ki, yerli ve millî olabilmek, her şeyden önce yabancı ve gayrîi millî olanı ayırt etmeyi öğrenmekten geçiyor. Bu da dünya kültürlerine vukuf gerektiriyor, bıkmadan, usanmadan okumak ve kıyaslamak yani.
Osmanlı, Söğüt'te kurulduğundan itibaren farklı ve daha hayırhah bir alternatif dünya görüşünün müjdecisi gibidir. Türkiye, bugünkü hâkim Batı dünya görüşüne alternatif bir dünya görüşünün başını çekebilecek konumdadır. Alternatif bir dünya görüşü derke, 1206 doğumlu Ahi şeyhi Edebali'nin talebesi ve damadı Osman Gazi'ye nasihatini hatırlayın. O nasihatin vazettiği dünya görüşünü değerlendirin. Haçlı seferlerini azmettiren Papaların söylemleri ile kıyaslayın. Osmanlı'da kölelerin inşa ettiği ne bir saray, ne bir yol, ne bir maden, ne de bir plantasyon olmadığını hatırlayın. Kölelerin canları pahasına teraküm ettirilmiş sermayenin inşa ettiği medeniyeti ulularken, Roma'da 100 bin kölenin kemikleri üzerine kurulu Colosseum'u yere göğe koyamazken, dünyada kendi payına düşene razı olanı, kul hakkını bugün bile gündemde tutanı hor görmek nasıl bir kıymet bilmezliktir takdir edersiniz. Biz cahildik, dünyayı bilmedik. Hâlâ da cahiliz. Ama en büyük günah cahillik değil, kötülüktür.