Mütareke ilk günlerinde, bana bir tanıdık diyordu ki:
“Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki bu makineli tüfeklerden korkuyorum. Beni korkutan şey, kendi aramızdaki anlaşmazlıklar, kendi aramızdaki nifaklardır. Bizi asıl bu mahvedecek.”
Utanç, bir yarasa gibi yüze yapışır ve alnınızın ortasında kanınızı emmeye başlar. Vücut o kadar zaafa düşer ki, âdeta bir posa halini alır. Pespaye ve sefil bir şey olur. Onun için utanmak, kendi kendinden nefret etmenin eşitidir.
Feleğin nice cevr, nice aldanmışlar, nice hayal ve umut kuruluşları beni pişirmeye yetmedi.Hâlâ, ne çocukça sevinçlerim, ne hoş hayallerim, gönlümün ne safça akışları var.