Her zaman böyle mi olacaktı?
Her zaman kendimden ve etrafımı saran uygarlıktan şüphe ederek mi yaşayacaktım? Kendimi her zaman canımı yakacak kadar küçük hissedecek ve gırtlağımdan yükselen en güçlü çığlıklar bile aslında sadece bir inilti mi olacaktı? Ayaklarım her zaman böyle aniden duracak ve durduğum yerde batmaya mı başlayacaktım?
Kendimi kafeste gibi ve aynı zamanda da özgür hissediyordum; sanki kendimi iyi veya berbat hissetmeme izin vermeyen tek kişi benmişim gibi. Her zamanki gibi trafik etrafımda akıp gidiyor hiçbir yere ait olmama duygumu güçlendiriyordu. Hiçbir şey sabit değildi. Her şey hareket ediyor, bir şeye dönüşüyordu. Tıpkı benim gibi.
Burada, bu hayatımın duvarları arasında olup bitenlerle ilgilenen sadece ben vardım. Diğer herkes kendi dünyasına dalmıştı ve sonuçta, hepimiz gibi onlar da kendilerini savunmak zorundaydılar.