Muhammet Aytunç

Muhammet Aytunç
@Yitikhikmet
Hem Kur’an, mu’cizedir. Bütün cin ve ins toplansa, en kısa bir sûresinin bir benzerini getirememeleri noktasında izzetini ilan etmektedir. Altı ciheti nuranidir. Hiçbir noktadan şek ve şübhe içine giremez. Hem derece-i belâgatına yetişilemez. O’na karşı çıkılamaz. Karşısına çıkanları cezalandırmakla izzet ve şereflerini kırar. Gelecek âyet-i kerîmeler, bu hakîkati ifade etmektedir: اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌ “(Kendilerine Kitab geldiğinde O’nu inkâr edenler, şübhesiz) bunun sonucuna katlanacaklardır. Artık onlar, lâyık oldukları müdhiş akıbete hazırlansınlar. (ve muhakkak ki O,) Kur’an-ı Kerîm, (elbette azîz) eşi ve benzeri bulunmayan, düşmanlarını alt ve mağlûb eden, muarızlarını aciz bırakan, pek kuvvetli ve menfaatli, belîğ (bir Kitab’tır.) Semâvî kitabların sonuncusudur, en fâziletlisidir, dâima hıfz-ı İlahi altındadır. لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ “O Kur’an-ı Kerîm, İlâhî bir kitabtır ki; (O'na, önünden ve ardından bâtıl bir şey gelemez) O’nun kudsiyetini zedeleyemez, içine şek ve şübhe idhal edemez, muaraza maksadıyla O’na yaklaşamaz. Çünkü O, (Hakîm ve Hamîd olandan) hikmetine ve kemal sıfatlarına nihâyet bulunmayan Mütekellîm-i Ezelî tarafından (indirilmiştir.) Son Peygamber Hazret-i Muhammed (asm)’a ve bütün cin ve inse ihsan buyrulmuştur. Artık O’nu inkâra veya O’nunla muarazaya girişmeye kim cür’et edebilir? Kimin buna kudreti yeter?” (Fussilet 41-42.)
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Âyet-i kerîmede geçen تَنْز۪يلَ kelimesi, tef’il babından geldiği için tedrîciliği ifade eder. Yani Kur’an’ın, yirmi üç sene zarfında peyderpey, parça parça indirildiğini ifade eder. Risale-i Nur’un Sözler adlı eserinde bu hakîkat şöyle ifade edilmiştir: “Kur'an-ı Mübîn, yirmi senede hacetlerin mevkileri itibariyle necm necm olarak, müteferrik parça parça nüzul ettiği halde, öyle bir kemal-i tenasübü vardır ki, güya bir defada nâzil olmuş gibi bir münasebet gösteriyor.”
Risale-i Nur’un Haşir Risalesi adlı eserinin On İkinci Hakikatinde bu mevzu şöyle izah edilmiştir: “Hiç mümkün müdür ki: Bütün enbiya mu'cizelerine istinad ederek sözünü teyid ettikleri ve bütün evliya keşf ü kerametlerine istinad edip davasını tasdîk ettikleri ve bütün asfiya tahkikatına istinad ederek hakkaniyetine şehadet ettikleri Resûl-i Ekrem SallEllahü Aleyhi ve Sellem'in tahakkuk etmiş bin mu'cizatının kuvvetine istinad edip bütün kuvvetiyle, hem kırk vecihle mu'cize olan Kur'an-ı Hakîm binler âyât-ı kat'iyyesine istinad ederek, bütün kat'iyyetle açtıkları âhiret yolunu ve küşad ettikleri Cennet kapısını, sinek kanadı kadar kuvveti bulunmayan vâhî vehimler, ne haddi var ki kapatabilsin! Geçen hakîkatlardan anlaşıldı ki; haşir mes'elesi öyle râsih bir hakîkattır ki, Küre-i Arzı yerinden kaldıracak, kırıp atacak bir kuvvet o hakîkatı sarsamaz. Zira o hakîkatı Cenab-ı Hak bütün esma ve sıfâtının iktizası ile tesbît ediyor ve Resûl-i Ekrem'i bütün mu'cizat ve berahiniyle tasdîk ediyor ve Kur'an-ı Hakîm bütün hakaik ve âyâtıyla onu isbat ediyor ve şu kâinat bütün âyât-ı tekvînîye ve şuunat-ı hakîmanesi ile şehadet ediyor. Acaba hiç mümkün müdür ki; haşir mes'elesinde Vâcib-ül Vücûd ile bütün mevcûdât -kâfirler müstesna olarak- ittifak etmiş olsun, kıl kadar kuvveti olmayan şübheler, şeytanî vesveseler o dağ gibi hakîkat-ı râsiha-i âliyeyi sarssın, yerinden kaldırsın? Hâşâ ve kellâ!”
SIRAT-I MÜSTAKÎM - 5
Şu üç kuvvenin vasat mertebeleri adalettir ki; şeriat lisanında buna, “sırat-ı müstakîm” denir. İşaratu’l-İ’caz adlı tefsîrde sırat-ı müstakîm şöyle tarif edilmiştir: “Sırat-ı müstakîm; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hâsıl olan adl ü adalete işarettir.” Kur’an, nev-i beşeri bu üç kuvvenin ifrat ve tefrît mertebelerinden muhafaza eder, vasat mertebesine sevkeder. Yani onları, sırat-ı müstakîm üzere bulundurur. Zira bu üç kuvvenin ifrat ve tefrît mertebeleri zulümdür.
SIRAT-I MÜSTAKÎM - 4
Kuvve-i aklîyenin tefrît mertebesi, gabavetttir. İfrat mertebesi, cerbezedir. Vasat mertebesi ise, hikmettir. İşaratu’l-İ’caz adlı tefsîrde, kuvve-i aklîyenin bu üç mertebesi şöyle izah edilmiştir: “Ve kezâ kuvve-i aklîyyenin tefrît mertebesi gabâvettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrât mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak sûretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki; hakkı hak bilir imtisâl eder, bâtılı bâtıl bilir ictinâb eder.”