" Ağlama Angelita ;bu akşam ya sana bir ev alacağım, ya da yasımı tutacaksın..."
Bu cümleyi okuduğumda heralde bizi sıradan bir aşk hikayesi bekliyor eyvahhhlar olsun dedim. Aldığım sahaf ta okumam için çok ısrar etmişti ama ;yine de kitaba karşı bir önyargıyla başlamama engel olamamıştı. Size şunu söyleyebilirim ki ;cumartesi gününden beri kitap beni esir aldı. İçinde yaşadım, ruhumda hissettim desem yeridir. Nedenini yorumumu sonuna kadar okuduğunuzda anlayabilirsiniz veya burunda kıvırabilirsiniz.
Manuel Benitez El Cordobes;İspanya 'nın vahşi boğalarıyla ilk kez dövüşmeye çıkacağı gün ablası Angelita' ya yukarıdaki cümleyi söylemiştir.
Ya ölecektir ya da yeniden doğacaktır...
İspanya iç savaşı yıllarının getirdiği ölümler, açlık, sefalet...
Monarşi'nin devrilip Cumhuriyet'in kurulmasıyla herşeyin değişeceğini, yoksulluğun, açlığın sona ereceğini, kendilerini köle gibi kullanan zengin mülk sahiplerinin gücünün kırılacağını sanmışlardı. Bekledikleri, umdukları Cumhuriyet 'in gelişiyle ulusun istediği tarım reformu, düş kırıklıklarına uğrayacaktı. Koca bir ulusun boynundaki ilmekler üç büyük toprak ağası olan Martinezler, Gameru Civicolar ve Morenolar' ın elindeydi. Hiç kimse onlara karşı birşey yapamıyorlardı.
O sıralarda olimpiyat eski Yunanistan için neyse, Korrida da (boğa güreşi) İspanya için aynı şeydi. Kan_vahşet_ölüm üçlüsü, tüm İspanya 'yı anlatmaz ama yaşamı, sürekli olarak ölümle karşı karşıya gelmek şeklinde anlayan bir ulusun temel kişiliğini tanımlar niteliğindedir. Daha baştan soyutlanmaya mahkum edilmiş, kanlı savaşlarla tekrar tekrar fethedilmiş, inancı adına halkları katletmiş ve tüm kıtalarda zaferler kazanmış İspanya 'nın ruhu, bu oluşum nedeniyle sert, mağrur ve ateşlidir.
Erkekliğin, verimliliğin, yiğitliğin simgesi olan boğa;en eski çağlardan