Yaşam bize şu büyük prensibi öğretir: Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Keza insanlar da göründükleri gibi değillerdir. Gizli bir doğa, görünür özellikler cephesinin solunda saklı halde bekler. Ne söylerlerse söylesinler, nasıl davranırlarsa davransınlar, karakterleri derinlemesine tanımamızın tek yolu, baskı altında kaldıklarında yaptıkları tercihlere bakmaktır.
Şimdi biz ya dehşet duyarız ya da dehşet duyar gibi görünürüz, oysa aslında gördüklerimizden sinsi uyuşukluğumuzu gıdıklayan olağanüstü, ürpertici bir heyecan duyar, zevk alırız; ya da küçük çocuklar gibi, korkunç hayallerden kurtulmak için başımızı yastığın altına sokar, kaybolmasını bekleriz. Sonra yeniden oyuna, eğlenceye dalarak unutuveririz bunları... Ama sonunda biz de aklımızı başımıza toplayarak, iç âlemimizi sıkı bir imtihandan geçirmeli, sosyal bünyemizin gerçek durumunu ortaya koymalıyız.