Yeliz

9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2021 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2021 16:52
Kitap, 19. yüzyılın başlarında Könisberg’de bir genelevde hilkat garibesi olarak doğan ve sıradışı özel yeteneklere sahip sağır ve dilsiz Herkül Barefoot ile yine onunla aynı saatlerde, aynı yerde dünyaya gelen dünyalar güzeli Henriette Vogel arasındaki aşkı odağına alıyor. Herkül, biçimsiz ve çirkin görüntüsünün altında olağanüstü bir yeteneğe sahiptir. İnsanların aklından geçenleri okuyabilmekte, onlarla konuşmadan zihinsel yönden iletişim kurabilmekte ve herkesin kalbinden geçenleri bilebilmektedir. Oysaki yaşadığı toplum, bu ucube görüntüsüne ve bu sıradışı yeteneğine henüz hazır değildir. Zaman, büyük aşkla birbirlerine bağlı bu iki insanı ayırır. Herkül’ün macerası da işte böyle başlar. Her şeyden çok sevdiği Henriette’i bulmak için tüm Avrupa’yı dolaşır. Yazar, temelde Herkül’ün bu yolculuğunda karşılaştığı zorlukları anlatırken; güzel-çirkin, aşk, nefret ve inanç ekseninde 19. yüzyıl Avrupa’sının da resmini çizer. Arka planda 19. yüzyılın karanlık yüzünü, engizisyonları, tımarhanelerde yaşanan işkenceleri, kilisenin din temelindeki sapkın teolojik düşüncelerini anlatarak bir çağa ışık tutar. Gerçekten de 21. yüzyılın da en büyük sorunu değil midir farklı olanı kabul etmemek, ötekileştirmek, kendinden olmayanı dışlamak. Bütün bu yönleriyle kitap oldukça etkileyici ve sürükleyici. Bazı bölümlerde izleyenler hatırlayacaktır “Freaks” adlı film (Tod Browning, 1932) aklıma geldi. İşte böyle garip bir aşk öyküsü…
Bir Garip Aşk ÖyküsüCarl-Johan Vallgren · Metis Yayıncılık · 2019821 okunma
Reklam
9/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2021 11:03
Savaşın acımasızlığını ve yarattığı yıkımı gözler önünde seren muhteşem bir kitap. Bugüne kadar okuduğum en iyi savaş karşıtı kitaplardan biri. Kitap, 1. Dünya Savaşını merkezine alarak lise öğrencisi 18 yaşındaki Paul Baumer ve arkadaşlarının Almanya’da batı cephesindeki mücadelesini anlatıyor. Savaşın anlamsızlığını, şiddetini, gencecik bünyelerde yarattığı yıkımı Paul’un ağzından biz okurlara iletiyor yazar. Paul ve arkadaşlarının ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide gidip gelmelerini, bombaların ve kurşunların arasında hayatta kalma mücadelelerini, cephede ve cephe gerisinde yaşadıklarını oldukça etkileyici ve bir o kadar da sade bir dille anlatıyor kitap. Cephe hattındaki çarpışmaların çarpıcı tasviriyle yazar, savaşın dehşetini tüm dünyaya göstermek istiyor adeta. Siz de Paul ve arkadaşları gibi bombalar ve kurşunlar arasından kendinize çıkış yolu bulmaya çalışırken savaşa dair bir çok şeyi de sorgulamaya başlıyorsunuz.
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Varlık Yayınları · 19714,045 okunma
8/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2021 00:21
Sürprizbozan içerebilir. Elias Canetti, bu kitabında çoğu insanın düşünmekten ve bahsetmekten bile korktuğu bir gerçekliği ele alıyor: Ölüm… Kitap, babasının ölümünün tasviri ile başlıyor. Elias, ölümün soğuk yüzüyle karşılaştığında 7 yaşındadır. Babası ise öldüğünde 31 yaşında bile değildir. Uzun yıllar böyle genç, sapasağlam bir insanın birdenbire neden öldüğünü düşünür. İleriki yıllarda kendince bir sebep bulur ve bu sebebe tutunur. Fakat annesinin anlattığı gerçeğin çok daha farklı olduğunu söyler. Bu ikilemde gidip gelir. Yine de bir gerçek vardır, o da ölüm ve her ölüm erken ölümdür. Yazar, 1942’den 1993 yılına kadar ölüm üzerine düşücelerini aforizmalar şeklinde biz okuyucularına iletir. Kendi derlemelerinden ve kısa notlarından oluşmaktadır kitap. “Ölüme karşı olan nefretim sonsuza kadar onun bilincinde olmayı gerekli kılıyor, böyle nasıl yaşayabileceğime şaşırıyorum. (s.26)”, "Hayatın en büyük çabası ölüme alışmamaktır. (s.46)”,“Ölmek zorunda olduğuma hala inanamıyorum, ama bunu biliyorum. (s.96)…” Ölüm üzerine düşüncelerinden, ölümden nefret ettiğini, ona direndiğini ama sonunda ölümün de kaçınılmaz olduğunun bilincinde olduğunu anlarız. Bu bilinçliliğe rağmen insanlık olarak onunla savaşılması gerektiğine inanır, teslimiyeti asla kabul etmez. Şu satırlarla bunu açıkça ifade eder aslında. “İnsana ölümü sanki başından beri insanın içinde varmış gibi yakıştıran filozoflar. Onu ancak sonunda görmeyi kaldıramıyorlar, onu başlangıca kadar geriye götürerek uzatmayı daha çok istiyorlar, onu bütün hayatın en mahrem yoldaşı olarak belirliyorlar ve böylece ölüm bu sulandırılmışlıkta ve tanıdıklıkta katlanır oluyor. Akılları almıyor ki ölüme böylece hak ettiğinden daha çok güç ermiş oluyorlar. Sana şöyle diyorlar: ‘Ölmenle bir şey olmaz.Sen zaten hep ölmüşsün.’ Adi
Ölüm ÜzerineElias Canetti · Payel Yayınları · 2007113 okunma
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2021 23:38
Norveç edebiyatıyla ve Per Petterson ile ilk tanışmam bu kitap vesilesiyle oldu. Yazar anlatım tarzı ile, insanda diğer eserlerini de okuma isteği uyandırıyor. Kuzeyin donukluğunu, soğukluğunu, insanların mesafesini, romanı okurken içinizde hissediyorsunuz. Kitap adını Mao’nun bir dizesinden alıyor. ”Kırılgan ayrılış imgeleri, o zamanki hali köyün, Lanet olsun zaman nehrine; otuz iki yıl geçmiş bile.” Romanın kahramanı Arvid Jansen… İdealleri için üniversiteyi bırakarak bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başlayan, kendini Mao’cu olarak gören fakat bunda çok da başarılı olamamış, boşanmanın eşiğinde bir adam Arvid. Bir de bunların üstüne annesinin mide kanserine yakalandığını ve öleceğini öğreniyor. Yazar, Arvid’in hikayesini bize geri dönüşlerle anlatmaya çalışıyor. İlgisiz ve sevgisiz geçen çocukluğu, annesi ile arasındaki aşılamayan mesafe, abisinin ölümü… Tüm bunları yazarın etkileyici anlatım tarzıyla Arvid’in ağzından geçmişe giderek öğreniyoruz. Geçmişte sıkışıp kalmış bir adam Arvid. Ne bugünde var olabiliyor ne de geçmişte. Annesi ile arasında hep bir sessiz uçurum var. Bu uçurumu ortadan kaldırmak, kendisine karşı olan bu soğukluğunun altındaki nedeni anlamak için çabalıyor. Arvid’in içten içe yaşadığı acıyı, kendisi ile olan iç hesaplaşmasını hissedebiliyor ve zaman nehrindeki sessiz çığlığını duyabiliyorsunuz.
Lanet Olsun Zaman NehrinePer Petterson · Metis Yayınevi · 2022369 okunma