"Canımın içi, minik yüreğiniz yaralanmış. Takatimin ve zayıflığımın karşı konulmaz yasasına boyun eğiyorum diye beni zalim sanmayın, sizin tatlı yüreğiniz yaralandıysa benim vahşi yüreğim de sizinkiyle birlikte kanar. Ben sizin sıcacık hayatınızda yaşarken muazzam bir utançla kendimden geçiyorum, oysa siz benimkinde ölürsünüz. Elimden bir şey gelmiyor; ben size çekildikçe siz başkalarına çekilecek, özünde sevgi olan gaddarlığın coşkusunu öğreneceksiniz. O halde bir süreliğine benimle alakalı daha fazla şey öğrenmeye çalışmayın ve sevgi dolu ruhunuzla bana güvenin."
Bırakın da en azından dürüst olayım. Bu saçma, önemsiz, kendinden hoşnut dünyayı kınayayım; at kılından yapılma bu koltukları; rıhtımları ve geçit törenlerini gösteren bu renkli fotoğrafları. Saat kösteklerinden mercan süsler sarkan at yetiştiricileri üreten bu dünyanın böyle gururlanıp kendini beğenmesi, bu sıradanlığı karşısında çığlık atabilirim.
Bedenim onun gözlerinin önünde kapanıyor, bir güneş şemsiyesi gibi, küstahça. Bedenimi açıyorum, bedenimi kapatıyorum, canım nasıl isterse. Hayat başlıyor. Şimdi başlıyorum biriktirdiğim hayatıma.