ÖNEMLE BELİRTİYORUM: Okuma zevkinizi kötü etkilemeyeceğini düşünsem de, ilk kısma dair spoiler niteliğinde bir inceleme yazıyorum.
Şimdi kitap, 2 bölüm şeklinde bize sunuluyor. Ben de size kitabı iki bölüm olarak anlatmak isterim. Öncelikle, sayfa sayısı olarak ilk bölüm daha kısa olmasına karşın, okurken çok daha uzun gelecektir. Tamamen monologlardan oluşan bu bölümde karakteri iyice tanımamız beklense de, sonrasında anlıyorsunuz ki burada tanıdığımız karakter gerçekle çok da bağdaşmıyor. Karakterin, kendini tüm çıplaklığıyla anlatmadığının farkında olduğunu da seziyorsunuz.
Deyinmek istediğim bir diğer husus ise çelişkiler: İlk kısım, fikir bakımından kendisiyle o kadar çok çelişki içeriyor ki, karakter bu çelişkili fikirleri, inadına okuyucuyu gıcık etme amacıyla yazmış gibi. Bir hatasından gurur duyarcasına, "Sizin ne hissettiğiniz veya benim hakkımda ne düşündüğünüz umurumda değil," edalarıyla anlatıyor. Bu da amacına uygun olarak sizi gerçekten gıcık ediyor. Yine de bu çelişkilerin asıl sebebinin, karakterin herkesten önce kendisine yalan söylemesi olduğunu bilin; bunu da birçok kez itiraf ediyor.
İlk kısımda edebi yönden güzel cümleler ve topluma, bireylere farklı perspektiflerden gelen eleştiriler dışında pek bir şey yok. Bu eleştirilerin de hiçbir yere çıkmayan depresif atakların çok ötesine geçemediğini söyleyebilirim. Yine de hakkını yemeyelim, bu değindiği meseleler hafife alınacak şeyler değil. Toplumsal bir determinizmin, sözüm ona iyi olan her şeyin bilindiği bir toplumda, bu iyi şeyleri bir "logaritma cetveli" ve "2+2=4" alegorileri üzerinden anlatarak, hayatın çok da güzel olmayacağını ve insanların çıkarlarıyla çatışsa bile canlarının istediği şeyi yapacağını ele alıyor. Bu insanların canlarının istediği gibi davranması olayını çok derin ve