Aşkin en güzel ve dogru tanimini Marcel Proust'un yaptigini düşünüyorum. Proust diyor ki: "Sevdiğimiz zaman aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sigmaz; sevdigimiz insana dogru yayilir, onda kendisini durduran, baglangiç noktasina geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; iste karşimizdakinin hisleri dedigimiz sey, kendi sevgimizin çarpip geri dönüşüdür; bizi gidisten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse kendimizden çiktigini fark etmeyisimizdir." Bu tanimdan yola çikarsak, bizden çikan, karsimizdakine giden ve ondan bize yanstyan duygular her insanin kisiligi ile belirlidir. Dolayisiyla neyin ask oldugu, kime âşık olunacagi, nasil yaşanacagi adamina, kadina göre degisir ve kisacasi asktan bahseden herkes kendi deneyimini ve algisini ask olarak bilir.
Neden bu denli öncelikli olarak kendini iyilestirmen ge-rektigini sanirim sidi daha iyi anlamygsindhr. Öyle degil mi?
Para, ünvan yada hiçbir makam senin kendinle olan iletişimini düzeltmez. Bunu ancak kendi içine dönerek, iç seslerini ve zihnini yöneterek yapabilirsin. Huzur senin yüreğinde saklıdır. Hatırla gittiğin yere yüreğinle gidiyorsun.