Victor Hugo ayakta yazıyormuş. Banyo küvetinde yazan yazarlar var. Kimileri için, odasında masa başın da muhteşem bir yolculuktur yazmak. Nerelerden , nerelere gidersiniz o masanın başında, hiç kimseye çaktırmadan .
"Bugün hiçbir şey yazasım yoktu, bütün gün gitar çaldım!" diye yazmış günlüğünün bir yerine Bertolt Brecht. Kimi gün bu ve beşbenzemezi bunalımlara girerek sekteye uğrar yazma işi.
Yazar sabah kalkıp işe gitmez, evin yazma bölümu ne yerleşir. Yazar karıları buna çok bozulurlar:
- Bütün gün evde bu herif!
N'apabiliriz? Dükkanımız evimiz. Yazarlık eğer işimiz ise, her gün belirli bir süreyi ona ayırmak zorundayız. Nasıl marangoz sabahleyin dükkanını açıyor, başlıyor çalışmaya, yazar da aynen oturmak zorunda mesaisinin başına.
- Günde yirmi sayfa yazıyorum , dedi bir gün, ustam Haldun Taner . Afalladım. Nasıl yani?
- Ben sabah altıda, atarım daktiloyu balkona, öğle ye doğru yirmi sayfayı bulurum.
- Ne yazıyorsunuz? Aklınıza bir şey gelmediği olmuyor mu?
- Olmaz olur mu? Öyle bakakalıyorsun Marmara denizine.
- O zaman ne yazıyorsunuz hocam?
- Çevrede görduklerimi . Alacakaranlıkta iki martı sezilir, onları yazarım. Uzaktan bir taka geçer, kıyıda bir deniz kırJangıcı bir böceği paralar, bir minibüs ilko kul çocuklarını topariama ya gelir, martılar kayalıklara üşüşür, bütün bunları yazarım. İlle bir eser yazmak iddiasıyla değil, günlük yirmi sayfa yazma antrenmanımı yitirmemek için. Sonra bu yirmi sayfayı kullanmak zorun da değilsin, yırtıp atabilirsin, belki içinden bir yerlerini kullanabilirsin, demişti gülümseyerek. Yırtıp atabilirsin, dediği o yirmi sayfalardan, Haldun Taner'in unutulmaz "Yalıda Sabah" öyküsü çıktı.