Yeni gelenlere karşı alâkaları gayet kısa sürer. Düşük başlar hafif kalkar, büyük kapıya doğru hafifçe eğilir ve tekrar eski vaziyetine döner; herkes kendi üstünde toplanan dikkatini başkasına pek az ayırır, hem de onlar ilk gördüklerini bile eskiden tanıyorlarmuş gibidirler, aralar?nda kandan fazla akrabalık vardır; acının ve korkunun birleştirdiği müşterek bir manevî aileye mensup olduklarını hissederler, emindirler ki insanlar arasında sabretmesini, beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Beyazit devletin elinden gittiğine üzülen bir hükümdar olarak değil de oğlundan böyle bir muamele görme bahtsızlığını yaşayan bir baba olarak çok ama çok içerlemiş olmalıydı. Yalnızca "Oğul, beni zebun ettin, inşallah şîr-pençeler elinde can veresin!" diye mırıldanmış, sonra da boynunu bük-müştü çünkü. Sultan olanın dostu olmuyordu.
Düşün ki Fırat ve Dicle'de işleyen tekneler, denize açılan gemiler, deve kervanları, kağnılar, eşek katarları hep senin şehrine uğruyor. Sulama kanalları sebze ve meyvenin her çeşidini, toprak da hurma ve meyvenin bütün lezzetlerini halkına sunuyor. Ve hayatın tek amacı var, servet yığmak ve eğlenmek. Servet çoğaldıkça hırs artar, vicdan alıp başını gider. Hırs yaygınlaşıp vicdan azalınca toplumda tefecilik ve faiz çoğalır, insanlar birbirine şüpheyle yaklaşmaya, güvenmemeye başlar. Böyle bir toplumu yönetecek kişinin rütbesini bir kimlik gibi kullanması ve halkın hem güvenini, hem korkusunu üzerinde taşıması gerekir. Bu da ancak tanrılıkla mümkündür."
"Et ve kemikten ibaretsiniz ve yine et ve kemikten olanlara karşı tanrılık iddia ediyorsunuz, garip değil mi?"
"Babil'de tanrı olmak hiyerarşik bir yapının en üstünde olmakla izah edilebilir. Tapınakların hepsi en tepede sembolik bir tanrı düşünür ve onun gücünü kullanan bir krala itaat eder. Bir aile reisi gibi... Diğer görevlerin hepsi bu reise yakınlık ve intisap ile ölçülür. Tapınağın yöneticisi veya bekçisi, kumandanı veya falcısı, sanatkâr veya işçisi hep bu sistem içerisinde tanrıya yakınlık iddiasında hiyerarşik dizilim gösterirler. Mesela Hz. İbrahim'in babası Azer veya Tareh, tapınakta bir put ustası heykeltıraş olarak Nemrut'un katında üçüncü dereceden yetki sahibi önemli biriydi."
hakikate ermek, kendini de dünyayı da okuyup, anlayıp yutmak, ve dürüp kaldırmak mıdır defteri?
yoksa kendinde ve dünyada anlaşılmaz olan'ın gövdesinden kendine yeni bir ‘kendilik' yontup çıkarmak mı?
Cahit Koytak