Günümüzden takriben 2500 yıl önce mütefekkir Sokrates, Eflatun'un felsefe okulunda (akademia'da) retorik dersinin müderrisiydi.
Retoriği açıklamış ve açımlamıştır. Ve retoriğin sac ayağını şu şekilde tespit etmiştir:
-Etos (İtimadî argümanlar)
-Patos (Hissî argümanlar)
-Logos (Mantıkî argümanlar)
Tarihi bir vakayı naklederek retoriğin logos ayağını icra etmişsiniz.
Türk-Yunan etiketleriyle retoriğin etos ayağını icra etmişsiniz.
Tecavüz, bomba, çene parçalama gibi dehşetengiz şeylerle Kadir Mısıroğlu'nun ''Keşke Yunan kazansaydı" sözünü bir araya getirerek nefret ve kin hislerinin depreşmesine, devinmesine olanak sağlayarak patos ayağını kıyıcı bir surette kullanmışsınız.
İyi bir strateji ama adi bir cerbezeden fazlası değil. Sırf mugalata, gayrısı değil.
Yunan'ın her türlü mezalimini zikredip yanına Mısıroğlu'nun sözünü iliştirerek sanki o sözün sadır olma sebebi buymuş havasını vererek muhatapları tam da kendi emeline muvafık kanalize etmek..
Esas bağlayıcı olan bağlamdır, söz bağlam ile bir anlama bağlanır.
Yoksa yaptığınız retorik taktiğinin (cerbeze ve mugalatanın) aynısı şu adi kurnazlıkla da yapılabilir:
Sağda Türk kızı Hayriye. Yaş 13. Baba adı Mehmet.
Çanakkale Bayramiç'te Yunan askerleri tarafından tecavüz edildikten sonra el bombasıyla çenesi parçalandı.
Solda ise ''Elen bayramını tebrik eden hatta ''asil ve dost'' olarak nitelendiren Atatürk'':
“ Milli Elen bayramı münasebetiyle, Majestelerine en hararetli tebriklerimi ve gerek
şahsi saadetleri, gerek asil ve dost Yunan milletinin refahı hususundaki samimi dileklerimi arz
etmekle bilhassa bahtiyarım.” (K. Atatürk)
Bu ucuz retorik sağlıklı oldu mu hiç?
Birbirinden kopuk iki olayı, üstelik bağlam dışı bir şekilde birbiriyle ilişkilendirerek Atatürk'ü şeytanlaştırmaya çalışmak; en ufak tabirle