Acz içinde geçen yıllar, dedi içinden duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar: Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor.
Sarsılan bedenleri onlar anlayamadan alevler içinde buluşmuş, sayısız saatlerin ve günlerin bilinçaltındaki susamışlığını ve hasretini sonsuz bir busede kana kana içmişlerdi.
Sonra kadının eve döneceği gece onun adım seslerini duyabilmek için gece yarısı bire kadar beklememiş miydi? İçini saran heyecan dolu sabırsızlık yüzünden, araba geldi mi diye vaktinden önce defalarca çekinerek aşağıya inmemiş miydi?
Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. Bu duygu çok ısrarcı olursa, bir an gelir ilmek ilmek dokunmuş tırtıl yuvasını deler, yükseklerden en derinlere doğru yuvarlanır ve ürkmüş bir yüreğe var gücüyle çarpardı.