“Annem ,” diye yanıtladı Carla, sıradan bir şey söylüyormuş gibi. “Beni, erkek kardeşimi ve kendisini vurdu. Onlar öldü, ben yaşadım. Babam yeniden evlendi, ben de aklımı kaçırdım. Bunlar, dışarda her zaman duyulan örtmecelerin hiçbirini taşımayan, katı ve açık sözlerdi. Açıklık ve doğallık hastanenin iki önemli ayrıcalığıydı ve herkes bu ayrıcalıkları son kertesine değin kullanıyordu. Gizliden gizliye düşünmenin dışında, kendilerini hiç bir zaman ayrıksı ya da tuhaf olarak nitelemeye cesaret edemeyen kişilere göre özgürlük; çılgın, kaçık, çatlak daha ciddi boyutlarda da deli, anormal, dengesiz ve aklını oynatmış biri olma özgürlüğüydü.” diye tarif ediyor arkadaşıyla kurduğu diyalogdan sonra on altı yaşındaki Deborah akıl hastanesini. İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan bir genç kızın öyküsünü anlatıyor roman. Kitapta yer alan bazı diyaloglar, kullanılan terimler ve hikâyenin gerçekçi yönü yazarın çok içerden bir paylaşım yaptığını hissettiriyor. Zihninde yarattığı dünyayla, gerçek dünya arasındaki gelgitlerin içine çekildiğinizde daha derinden hissediyorsunuz otobiyografik anlatının gücünü.