Bitkiler uzun ve sağır bir kimyasal rüyanın içinde kaybolmuş, sanki mevcut değilmiş gibidirler. Duyuları yoktur, ama içeride kilitli kalmış filan da değildirler: Başka hiçbir canlı kendilerini çevreleyen dünyaya onlardan daha fazla katılamaz.
Çağdaş metropoller onları kent dekorasyonunun gereksiz bibloları olarak görürler. Şehrin duvarlarının dışında ise, ya ev sahibi yabani otlar dur ya da kitlesel üretim nesneleri.
dünyanın en büyük boğuşmalarına sahne olmuş Konstantiniye'yi! Şehre sahip olmak için birbiriyle mücadele etmiş, hâlâ eden ve nesiller boyunca da edecek olan bütün o iyi ve kötü ırkların beşiği Konstantiniye'yi!
Türkleri bir millet olarak mı, yoksa İslam'ın müşterek bağıyla bir araya gelmiş bir farklı ırklar topluluğu olarak mı tanımlamak daha doğrudur bilemiyorum.