tuhaf davranışlarına yavaş yavaş avılda herkes alıştı ve sonunda ona aldırmamaya, dikkat etmemeye başladılar. Bu sonuç belki pek tabiî idi: Bir insan kendini gösterecek bir şey yapmazsa, yavaş yavaş unutulur gider.
Annem, gelinin ne düşündüğünü anlıyormuş görünür, onu avutmaya çalışır, sandığı kapatırken:
Neyin var? derdi. Sevineceğin yerde üzülüyosun, kocası askerde olan yalnız sen misin? Sıkıntı içinde olan yalnız sen değilsin. Bütün halk çekiyor bu sıkıntıyı. Bütün milletle beraber sen de katlanacaksın .
Tabiî evde anne ve baba sağ iken, avılın aksakalları ve yakın akrabalar varken en başta kadının adını anmak, hele mektubu onun adına yazmak hiç yakışık almaz, hatta herkesi şaşkına çeviren bir tuhaflık olurdu. Yalnız Sadık değil, kendine saygısı olan her erkek böyle düşünürdü. Bu durumun düzeltilecek bir yanı da yoktu. Âdet böyleydi ve bütün köy bunu pek tabiî karşılardı. Tartışılması şöyle dursun, kimsenin üzerinde durduğu, aklına getirdiği bir konu değildi bu. Asla sözkonusu edilmezdi. Önemli olan, her mektubun hasretle beklenmesi, bir sevinç kaynağı olmasıydı.