Ayrıca zamanın ruhu denen birşey vardı ve ünlü Fransız yazar Victor Hugo 'nün da dediği gibi, belki de gerçekten "Hiçbir ordu zamanı gelmiş bir fikrin önünde duramaz", 'di.
Osmanlı'yı diğer statik imparatorluklardan farklı kılan bir özelliği de, elindeki insan havuzunu kullanarak mevcutların en iyisini, kökenine bakmaksizin imparatorluğun çıkarlarına uygun şekilde sisteme monte edebilmesiydi. Bu yüzden Barbaros gibi namlı bir korsan donanmanın başına gelirken, eskiden Hristiyan olan Ermeni kökenli Sinan imparatorluğun baş mimarlığına yükselebiliyor, yine Bosna doğumlu Ahmet Paşa, yıllar sonra kendisini Akkada Napolyon'la çarpışırken bulabiliyordu.
Evet, Kudüs halkı Müslümanların elinden bir katliam bekliyordu ama yaşananlar tam bir sürpriz oldu. Bununla da kalmadı: Müslümanlar, beş asır önce Romalılar tarafından şehirden kovulmuş olan Yahudilerin dönmesine izin verdi ve onların da ibadetlerini güvence altına aldı.
Peki, Mısır'ı kimler kurmuştu ? Kuzeydoğu Afrika'daki göçebe topluluklar, MÖ 5000'lerden itibaren avcılıktan tarıma geçmişler; sanat, el sanatları, teknoloji, siyaset ve din (ölülere gösterilen büyük saygı ve muhtemelen ölümden sonra yaşama inanç da dahil) gibi başlıklarda gelişmek üzere Mısır Medeniyeti'nin temellerini atmışlardı.
Kitap adı üzere Timur un günlüğünden derlenmiş . Okuduğum esnada standart olarak Timur Han deyince kafamda oluşan hükümdar bambaşka bir karaktere büründü diyebilirim. Kitap kesinlikle Timur 'un bizzat kendisini, karakter yapısını , siyasal faaliyetlerini, kurmuş olduğu devleti daha fazla araştırma isteği oluşturdu bende. Tarih okuması yapmayı seven ve hükümdara yönelik araştırma yapmak isteyen kişilerin birinci olarak başvurabilecekleri nitelikte .
Timur'un Günlüğü