Kadın, bulandırılmış suda, kendisine biçilmiş rolün dısına çıkamaz, en derinlerindeki incileri, mercanları göremez olur dünya sahnesinde. Yunus Emre'nin dile getirdiği "Bir ben vardır bende, benden içeri" gerçeğinden uzaklaşır.
Bu gerçekten uzaklaşan kadın, değer bulma çabalarıyla ya estetik yaptırmakta, ya kadınlığından vazgeçmekte ya da dişiliği ön plana çıkmaya çalışmaktadır. Hasılı kelam varoluşundaki gerçeği, dengeleri reddedip dengesini kaybetmektedir.
Oysa iyileşme yolculuğunda, Şeyh Galip'in şu sözü,
kadının gerçeği olmalıdır. "Sen kendini ne sanıyorsun, sen aslında Zübde-i âlemsin/evrenin özüsün..."
Bu gerçek değersizlik inancından kurtulma reçetesidir.
İnsan türü için de şöyle bir durum var ,
bir bebek dünyaya geldiği zaman, ailesinin sağlıklı olup olmadığını fark edemeden , onların kendisi ile ilgili temel algılarını kendi kişiliğinin temel taşları olarak alıyor.
Nefret ya da küskünlük dolu bir düşünce, zihinsel bir zehirdir. Başkaları hakkında kötü düşünmeyin çünkü bunu yapmak kendiniz hakkında kötü düşünmek anlamına gelir .
Şartlar ne olursa olsun , enerjini ve dikkatini şikayet etmek yerine niyet, gayret ve cesaretine vereceksin.
Çünkü oturup şikayet etmenin fayda sağladığını eminim sen de görmemişsindir.
Bu veri dünyasının en kısmetli insanları, kafalarında büyük bir soru veya dert ile yaşayıp, onunla ilgili veri toplamaya, öğrenmeye çalışanlardır. Zira kuru bir süngerin suyu emmesi gibi, sorusu veya derdi olan insan bilgiyi adeta emer. Neyin kendisiyle ilgili, neyin ilgisiz olduğunu hassas bir süzgeç gibi ayırt edebilir. Böyle bir dünyada "ajandası-projesi-gündemi-derdi-sorusu" olan insan- lar, adeta cennette gibidir.