Genel olarak bütün sıkıntıları yadsımak, bunların ortadan kaldırılması gereken şeyler olduğunu düşünmek [en büyük ahmaklıktır], böyle bir düşünce taşımak... insanı ancak felakete götürür... üstelik kötü hava şartlarını tümüyle ortadan kaldırmayı savunmak kadar da aptalcadır.
Nietzsche'nin pek sevdiği Montainge, Denemeler'in son bölümünde, yaşama sanatını iyi icra edebilmek için kişinin, çektiği acılardan faydalanmayı bilmesi gerektiğini söylüyor:
"Eğer bir açıdan kaçınamıyorsak o acı çekmeyi öğrenmeliyiz. Dünyaya da, kendi yaşamımıza da armoni açısından bakarsak, seslerin her zaman uyumlu olmadığını, bu armonik yapı içerisinde hoş tonların da sert tonların da, diyezlerin de ve bemolilerin de duyulduğunu, bazı seslerin yumuşak ve rahatlatıcı ötekilerin ise rahatsız edici olduğunu görürüz. Eğer bir müzisyen yalnızca bunların bazılarından hoşlanırsa nasıl şarkı söyleyebilir? Müzisyen bu ses ve tonların hepsini birden kullanmayı, bunları bir araya getirmeyi bilmelidir. Biz de yaşamımızdaki iyi ve kötü şeylere böyle bakabilmeliyiz; çünkü iyi şeyler de kötü şeyler de aslında aynı özdendir, bizim yaşamımızı aittir."
Derken yaklaşık 300 yıl sonra, Nietzsche aynı düşünceyi dile getiriyordu:
"Keşke verimli tarlalar olabilsek, o zaman derinliklerimizde hiçbir şey kullanılmadan kaybolup gitmezdi; o zaman her olaya, her nesneye, her insana kucak açar, bunları toprağımızın gübresi bilirdik."
Neden? Çünkü hiç kimse deneyimler yaşamadan büyük sanat yapıtları yaratamaz; birdenbire iyi bir mevkiye gelemez, ilk denemesinde harika bir aşık olamaz; ilk başarısızlığımızla sonra elde edeceğimiz başarılar arasında geçen süre zarfında, bir gün olmak istediğimiz insan ile o anda olduğumuz kişi arasındaki boşluk kapanana kadar mutlaka acılarla, huzursuzluklarla yüz yüze gelir, kıskançlık duyar, aşağılanırız. Acı çekeriz çünkü mutluluğumuz için gerekli olan şeyleri bir anda doğru oranlarda bir araya getirip harmanlayamayız.
Mutluluğa ulaşmanın, yaşamdan tatmin olmanın yolu, acıdan sakınmak değil, acıyı doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmekti.
Zamanla bizi reddeden kişileri de affetmeyi öğrenmeliyiz. Sonuçta ayrılmamız onların yaptığı bir seçimin sonucu değildi. Bir insan bir başkasına, daha fazla yalnız kalmaya ve zamana ihtiyacı olduğunu, bağlanmaktan ya da yakınlaşmaktan koktuğunu beceriksizce ifade etmeye çalışırken aslında, yaşam iradesinin bağımsız davranarak onun adına verdiği olumsuz kararı bildirmek için uygun yollar arıyordur. Bizi reddedenlerin mantıkları bizim niteliklerimizi takdir ediyor olsa da yaşam iradeleri bunu görmezden gelir ve onlara nihai kararını hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak biçimde -yani bize karşı cinsel istek duymalarını engelleyerek- bildirir. Üstelik bu kişiler bizden daha az zeki olanları çekici buluyorlarsa, bu onların sığ olduğu anlamına gelmeli. Schopenhauer'ın dediği gibi şunu hiç unutmamalıyız:
"Evlilikte asıl istenen şey zekice sohbetlerle hoş vakit geçirmek değil, çocuk dünyaya getirmektir."