Sabahları yeterince dinlenmemiş bir yüzle iş yerine gelir, bütün odaları aynılaştıran o morg beyazı ışıkta solgun ve hasta görünürlerdi, Ne kadar her gün farklı bir şey giyiniyormuş gibi yapsalar da bir süre sonra hep aynı şeyleri giydikleri anlaşılırdı. Çoğu gün boyu bilgisayar karşısında oturur, çay içer, sigara içmeye dışarı çıkar arada birbirleriyle birkaç neşesiz laf ettikleri olurdu. Kilitlenip kaldıkları bilgisayar karşısında hiç kımıldamadan öylece otururlarken; duyguları, sinirleri, hayatları alınmış gibi görünürdü ona. İş saati çıkışına doğru her birine bir canlılık gelir gibi olsa da davranışlarına sinen günün yorgunluğu, aslında buradan başka gidecekleri bir hayatlarının olmadığını düşündürürdü.
Uzaktan gelen eğlence sesleri beni hep üzer. Bu duyguyu yorumlamaya kalkıştığımda, dışarıda bırakıldığım dünyanın sesleri olduğu içindir diye tahmin yürütebiliyorum.
İkimizin istediği gibi bir kıvamda ahbaplık etmeyi ikimizde tutturamadık. Hayat girdi araya hani şu bildiğimiz günlük koşuşturmacalarda dağınık yığıntısından oluşan hayat.