Düşüncelerimiz çok baskın, bunaltıcı hale gelebilir ve bedenimize akan duygular sebebiyle kendimizi bunalmış hatta korkmuş hissedebiliriz. Travma çok önce gerçekleştiği için genellikle bizim bilinçli farkındalığımızın ötesinde bir yerlerde saklı kalmış haldedir. Bir sorun olduğunu biliriz ancak “ ne olduğu”yla ilgili kısmını anımsayamaz, tanımlayamayız. Bunun yerine, kendimizde sorun olduğunu zannederiz, içimizde bir şeyin “bozuk veya eksik” olduğu kanısına varırız. Korku ve endişe duyduğumuzda kendimizi güvende hissetmek için sıklıkla çevremizi kontrol etmeye çalışırız. Bunun sebebi küçükken yok denecek kadar az miktarda kontrolümüzün olması ve hissettiğimiz yoğun duygular için güvenli bir yer yok gibi görünmesinden kaynaklanır. Bu modeli bilinçli bir biçimde değiştirmediğimiz sürece bağlanma sorunları nesiller boyu birbirine aktarılacak ve devam edecektir.
Küçük yaşlarımda, vazgeçme duygusunu tanıyordum. Bu bana ailemden geçmişti. Annemin kendi annesinden alamadığı şey onun bana ve kardeşlerime verebileceği şeyleri etkiledi.
Ailenizle deneyimlediğiniz geçmişiniz, anneniz daha size hamile kalmadan önce başlar. En baştaki biyolojik formunuzda, henüz döllenmemiş bir yumurta iken anneniz ve büyükanneniz ile hücresel bir çevre paylaşırsınız. Büyükannenizin annenize beş aylık hamileyken, sizi geliştiren öncü yumurta hücreleri zaten annenizin yumurtalıklarında mevcuttur.
Bu demek oluyor ki anneniz doğmadan bile önce, anneniz, büyükanneniz ve sizin ilk izleriniz, hepsi aynı bedendeydi. Üç nesil aynı biyolojik çevreyi paylaşır.