Zübeyde TATLİ

Zübeyde TATLİ
@Zbydbyd_tatli
Sosyal Hizmet Uzmanı
Lisans
Van
Van, 19 Nisan 1998
36 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Vicdanım sızlıyor... Bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum, yüreğimdeki bu ağırlığı artık taşıyamayacak noktaya geldim. Dayanılması zor bunca acının içinde, nasıl baş edeceğini bilemeyen tek kişi ben
Reklam
Film
Victor Frankenstein, yüzeyde bir bilim ve korku hikâyesi gibi görünse de aslında insanın yaratma arzusu ile bunun sorumluluğu arasındaki derin çatışmayı anlatır. Victor Frankenstein, yaşamla ölüm arasındaki sınırı aşarak bir varlık yaratır; ancak onu kabul etmek yerine ondan kaçar. Böylece en büyük trajedi başlar: İnsan, kendi yarattığı şeye düşman olur! Psikolojik açıdan bakıldığında bu hikâye, insanın kendi içsel parçalarıyla kurduğu ilişkiye dair güçlü bir metafordur. Victor bilinçli zihni temsil ederken, Frankenstein's Monster bastırılmış duyguların ve travmaların simgesine dönüşür. İnsan, kabul etmediği yönlerini yok saydıkça, bu yönler daha güçlü ve yıkıcı şekilde geri döner. Yani “canavar”, bastırılanın geri dönüşüdür. Film aynı zamanda bilimin sınırlarını sorgular. Victor’un yaptığı şey, “yapabilirim” dürtüsüyle hareket ederken “yapmalı mıyım?” sorusunu göz ardı etmektir. Ölümü yenmeye çalışırken etik değerleri ihmal eder ve sonunda kontrol edemediği bir gerçeklikle yüzleşir. Bu da bilimin, sorumluluk ve etik olmadan ilerlediğinde nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir. Yaşam ve ölüm teması ise anlatının en çarpıcı boyutlarından biridir. Ölümün kesinliği ortadan kalkar, ancak geri dönen yaşam eksik ve yabancı bir hâl alır. Ve geriye tek bir soru kalır: Yaşamak sadece var olmak mıdır, yoksa kabul görmek, sevilmek ve anlam bulmak mı? Belki de en sarsıcı gerçek şudur: Bazen gerçek canavar, yaratılan değil… Onu yaratıp sorumluluğunu almayan kişidir. #VictorFrankenstein Zübeyde Tatli
Film
The Dreamers, toplumun kırılma yaşadığı bir dönemde gençlerin bu gerçeklikten nasıl koptuğunu gösterir. Dışarıda politik çatışma, otorite ve düzen sorgulanırken; gençler içeride kimlik, beden ve aidiyetlerini dener. Toplum değişim isterken, gençler önce kendilerini tanımaya çalışır. Psikolojik olarak bu, gerçeklikten kaçış değil; yetişkinliğe geçmeden önce sınırları deneme sürecidir. Film, devrimlerin bazen sokakta değil, bir odanın içinde, insanın kendisiyle yüzleştiği yerde başladığını hissettirir. #TheDreamers Zübeyde Tatli
Film
Yalnızlıktan korkmak, aslında birine muhtaç olmaktan değil; kendinle baş başa kaldığında yüzleştiğin boşluktandır. Frankie’nin ağlayışı, sevilmeme değil olamama korkusudur. Bu yüzden hem yalnız olmaktan hem de biriyle olmaktan korkar; çünkü her iki hâl de onu kendi kırılganlığıyla yüz yüze bırakır. Johnny’nin susuşu ise bir çözüm değil, bir eşliktir. Açıklama yapmaz, vaat vermez. Sadece kalır... Sevgi, yaraları kapatmak değil; onlarla birlikte kalabilmektir. Gerçek yakınlık, korkunun geçmesini beklemek değil; korku oradayken kaçmamaktır. Zūbeyde Tatlī #FrankieandJohnny
Film
Kadınlar tek tip değildir. Her kadının mutluluk yolu farklıdır ve hiçbir yol diğerinden daha az değerli değildir. Küçük Kadınlar, nostaljik bir dönem filmi değil; bugün bile geçerliliğini koruyan bir kadınlık manifestosudur. Sessiz, zarif ama son derece politik bir film. Zūbeyde Tatlī #KüçükKadınlar(LittleWoman)