... Sen durup durup aynı soruyu tekrar soruyorsun. Senin gibilerini daha önce de gördüm. Aslında hiçbir şey de sorduğun yok. Bir şarkı tutturmuşsun işte. Ah nereye varacak, vah nereye varacak! Bilmek istediğinden değil. Millet yola düşmüş, bir yerlere gidip duruyor. Her tarafta ölüp ölüp devriliyorlar. Belki sen de geberirsin yakında. Ama yinede bir şey öğrenecek değilsin. Senin gibilerini çok gördüm ben. Kendini uyutmak için bir ninnidir tutturmuşsun. Nereye varacakmış...
...
Burası özgürlükler ülkesi. İnsan canı nereye istiyorsa oraya gider. Sen öyle san! ...
Burası özgürlükler ülkesi.
Yaa... Hele biraz kullanmaya kalk bakalım o özgürlüğü. Cebindeki parayla ne kadar özgürlük satın alabiliyorsan o kadar özgürlük tanıyor herif sana.
En fazla ıstırap veren duygular, en can yakan heyecanlar, aynı zamanda en saçma olanlardır: imkânsız şeylere karşı, sırf imkânsızlığın yarattığı istek, hiç var olmamış olana duyulan özlem, geçmişte olabilecek olana duyulan arzu, farklı olmamanın acısı, dünyanın var olduğunu görmenin verdiği tatminsizlik duygusu. Bilincin bu yarım tonları içimizde acı verici bir manzara, varlığımızın sonsuza dek süren grubunu çizer. O an kendimize karşı, giderek karanlığa gömülen ıssız kırların uyandırdığı duygulara kapılırız; uzak kıyılar arasında kapkara sularıyla, olanca berraklığıyla akan, gemilerin geçmediği bir nehrin kıyısındaki kamışların hüznüdür bu.
Acaba bu duygular sıkıntıdan kaynaklanan gizli bir deliliği mi açığa vuruyor, yoksa bir vakitler yaşadığımız başka dünyaların bizde kalmış bulanık anıları mı...