Değiştin. Üslubun bile farklı. Üçüncü Yol’a inanmıyorsun artık, neden? Duruldun, sakinleştin sanki. Eskisi gibi ateşli değil sözlerin. Ama bilemiyorum bu iyiye alamet mi, yoksa tutkunu mu yitirdin? Umarım öyle değildir.
Fikirlere fikirlerle direnilir. Kitaplara daha iyi, daha sağlam kitaplarla cevap verilir. Mizaha karşılık mizahtır. Ne kadar aptal olurlarsa olsunlar insanları veto edemez, susturamayız. Öyle yaparsak esas biz faşistleşiriz, anlıyor musun? Konuşmacıları yasaklamak çözüm değil.
Adler'in, benliğin deneyimlerin kendisiyle değil, bunlara atfettiğimiz anlamlarla belirlendiğine dair söylediklerine odaklanmalısın. Korkunç bir felaket ya da çocuklukta tacize uğrama veya benzeri deneyimlerin, bir kişili ğin oluşmasına bir etkisi olmadığını söylemiyor; bu olayların etkisi güçlüdür. Burada önemli olan, hiçbir şeyin aslında bu etkiler tarafından belirlenmiyor oluşu. Bizler kendi hayatımızı, bu geçmiş deneyimlere atfettiğimiz anlamla belirliyoruz. Hayat, birisinin sana verdiği değil senin seçtiğin bir şeydir ve nasıl yaşayacağına da sen kendin karar verirsin.
Adler psikolojisinde, travma kesinlikle reddedilir. Bu, oldukça yeni ve devrimsel bir noktadır. Hiç şüphesiz, travmayla ilgili Freudyen bakış açısı harikuladedir. Freud, bir kişinin ruhsal yaralannın (travmalannın) onun şimdiki zamandaki mutsuzluğunun nedeni olduğunu öne sürmüştür. Bir insanın hayatını ayrıntılı bir anlatı olarak ele alırsan, kolaylıkla anlaşılan bir etki, güçlü izlenimler yaratan ve son derece cazip olan dramatik bir gelişme hissi söz konusu olur. Ama travma argümanını reddeden Adler, şunu söyler: "Tek başına hiçbir deneyim, başarımızın ya da başansızlığımızın nedeni değildir. Deneyimlerimizin yarattığı şok - sözüm ona travma - yüzünden sıkıntı çekmeyiz, bunları amaçlarımıza uyduğu şekilde biz yaratırız. Bizi deneyimlerimiz belirlemez ama bunlara verdiğimiz anlam kendi kendisini belirler."