"Efendim hayat bizim umutlarımızla ve isteklerimizle acı bir şekilde uğraşıyor .icimizde anlamadığımız bir sıkıntı var. Yalvarırım yüreğimizi ferahlatın ve üzüntülerimizin anlamını açıklayın bize."
Yüreği sefkatle kımıldadı ve şöyle dedi:
"Hayatın kendisi,yaşayan her şeyden daha yaşlıdır.Güzel daha doğmadan önce güzellik çoktan doğmuştu ve gerçek ,dile getirilmeden önce gerçekti."
"Zamandan korkuyorum Efendim. Zaman akıp giderken bizden gençliğimizi çalıyor ,karşılığında bize ne veriyor?" El Mustafa'nın cevabı şöyleydi :"eline bir avuç dolusu toprak al. İçinde bir tohum ya da solucan görüyor musun .Şayet elin yeteri kadar büyük ve dayanıklı olsaydı tohum Bir ormana solucan da bir sürü meleğe dönüşebilirdi. Tohumları ormanlara, solucanları da meleklere dönüştüren tüm bu yılların bu ana ait olduğunu unutma.senin değişen fikirlerin,yılların mevsimleri degil mi? Yüreğindeki diriliş ilkbahardir.Yaz ise kendi üretkenliğinin farkina varmaktır.İçindeki hâlâ büyümemiş o çocuğa nini söyleyen eski sen, sonbahar değil de ne ki? Soruyorum sana :kış ,diğer tüm
mesvsimlerin hayalleriyle dolu,uzun bir uykudan başka nedir?"