Zehra Gümüş

Zehra Gümüş
@Zehra_gum
Bu ateşi içime sen yaktın,daha fazla kül olmama izin verme "Aude aliquid dignum" #Hatotsāh
Taşta saklandım ben yıllarca taşta Bu yüzden anlamıyorsun öfkem nasıl sert Nasıl taze, nasıl bozulmadı taşıdığım aşk Ağır bir taşla yaşadım nasıl, Beni esirgeyen taştı da öyle söküldü sabrım Nasıl benzedim taşa, ya da taş bana nasıl bilemezsin. Birhan Keskin
Reklam
Özgürlük, insanın kendi gelişiminde rol oynamasıdır. Kendi kendimize şekil verme kapasitemizdir. Özgürlük benlik bilincinin diğer yüzüdür: Kendi kendimizin farkında olmadığımızda tıpkı arılar yahut koyunlar gibi içgüdü ya da tarihin otomatik akışı tarafından yönlendiriliriz.
Sayfa 153·Kitabı okuyor
Doğan Cüceloğlu
İki türlü yaşam tarzı görüyorum. Bir tanesi "dış odaklı" tanıklığın önemli olduğu. Annem ne diyecek, babam ne diyecek, öğretmen ne diyecek, işte otoriteler ne diyecek türünden bir bakış tarzı içerisinde. Böylelikle sürekli bir dışarıya hesap verme durumu var. Bir de "iç tanıklığa" önem veren bir yolculuk. Yani bu dış tanıklık hep bir denetlemeye dayalı oluyor. İç tanıklık önem vermesi ise gelişime dayalı oluyor. 6 tane tanıklık boyutu var benim üzerinde durduğum. Her zaman bu var ve yaratan bu 6 tanıklık boyutunu bizim içimize program olarak zaten koymuş vaziyette. 1)Ben var mıyım? 2)Olduğum gibi kabul ediliyor muyum yoksa ötekileştiriliyor muyum? 3)Ben tekliğim içinde görülüyor muyum, değerli miyim? 4)Güveniliyor mu potansiyelime? 5)Emek ve zaman değer miyim,sevilmeye dahil miyim? 6)Ekipten miyim, bana saygı duyuluyor mu? Dış tanıklıkta "Ben var mıyım?" diyor, göze bakıyor. "Kabul ediyor musun beni?" diyor, gözüne bakıyor. Yani senin kabul edebileceğin hale nasıl gelebilirim. Şöyle giyineceksin, böyle giyineceksin, şöyle yapacaksın falan şeklinde. "Değerli miyim?", "Bana nasıl değer verebilirsin?" Hep böyle dışarıya bakma durumu var. Ama iç tanıklıkta anne, baba, eğitim diyor ki "BAK EVLADIM, HİÇ KİMSE OLMASA DAHİ SENİN HAYATINDA SEN VARSIN. Unutma, unutma bunu sakın." Kendi tanıklığın senin en önemli tanıklığın. Kendi gözünde var mısın? Kendini olduğun gibi kabul ediyor musun? Kendinle ilişkini değerli görüyor musun? Kendi potansiyeline güveniyor musun, yapabileceğine? Kendini emek ve zaman vermeye değer görüyor musun? Kendine saygın var mı ve ekibini keşfettin mi? Içindeki bizi keşfedip sorumluluğunu aldığın zaman hayatına anlam girer. Böylelikle kendi tanıklığını keşfetmiş birisi güvenilir bir insan olur. Dış tanıklığa göre oluşan ahlakta "Kimse görmüyor ki
Birey olarak potansiyellerimizi gerçekleştiremediğimizde de aynı şekilde kısıtlanır ve hastalanırız. Nevrozun özünde bu yatar; potansiyeller çevredeki (geçmiş yahut gelecekte) düşmanca koşullar ve içsel çatışmalar tarafından engellenip kullanılmadığında kişinin içine dönerek onu hasta eder. "Enerji sonsuz hazdır." demiştir William Blake; " Arzulayıp da eyleyemeyen hastalık üretir."
Sayfa 92·Kitabı okuyor
"İnsanoğlunun ortaya koyması gereken eserleri arasında" diye yazıyor John Stuart Mill "mükemmelleştirmek için yaşamının haklı bir şekilde görevlendirildiği en önemli şey elbette ki kendisidir. İnsan doğası bir model örnek alınıp inşa edilerek yalnızca hedeflendiği işleri yapabilecek bir makine değildir, aksine, onu canlı bir varlık kılan içsel güçlerin eğilimlerine göre kendini dört bir yana doğru geliştirecek bir ağaçtır." Ne yazık ki John Stuart Mill bu son derece etkileyici şekilde ifade edilmiş düşüncesine insanı canlı bir varlık kılan o önemli "içsel güçlerin eğilimi"ni, yani insanın bir ağaç gibi otomatik olarak büyümek yerine kendi potansiyelini ancak bilinçli bir şekilde seçip planladığı takdirde ortaya koyduğu gerçeğini konuya dahil etmemiştir
Sayfa 90·Kitabı okuyor
Reklam