İki türlü yaşam tarzı görüyorum. Bir tanesi "dış odaklı" tanıklığın önemli olduğu. Annem ne diyecek, babam ne diyecek, öğretmen ne diyecek, işte otoriteler ne diyecek türünden bir bakış tarzı içerisinde. Böylelikle sürekli bir dışarıya hesap verme durumu var. Bir de "iç tanıklığa" önem veren bir yolculuk. Yani bu dış tanıklık hep bir denetlemeye dayalı oluyor. İç tanıklık önem vermesi ise gelişime dayalı oluyor. 6 tane tanıklık boyutu var benim üzerinde durduğum. Her zaman bu var ve yaratan bu 6 tanıklık boyutunu bizim içimize program olarak zaten koymuş vaziyette. 1)Ben var mıyım? 2)Olduğum gibi kabul ediliyor muyum yoksa ötekileştiriliyor muyum? 3)Ben tekliğim içinde görülüyor muyum, değerli miyim? 4)Güveniliyor mu potansiyelime? 5)Emek ve zaman değer miyim,sevilmeye dahil miyim? 6)Ekipten miyim, bana saygı duyuluyor mu? Dış tanıklıkta "Ben var mıyım?" diyor, göze bakıyor. "Kabul ediyor musun beni?" diyor, gözüne bakıyor. Yani senin kabul edebileceğin hale nasıl gelebilirim. Şöyle giyineceksin, böyle giyineceksin, şöyle yapacaksın falan şeklinde. "Değerli miyim?", "Bana nasıl değer verebilirsin?" Hep böyle dışarıya bakma durumu var. Ama iç tanıklıkta anne, baba, eğitim diyor ki "BAK EVLADIM, HİÇ KİMSE OLMASA DAHİ SENİN HAYATINDA SEN VARSIN. Unutma, unutma bunu sakın." Kendi tanıklığın senin en önemli tanıklığın. Kendi gözünde var mısın? Kendini olduğun gibi kabul ediyor musun? Kendinle ilişkini değerli görüyor musun? Kendi potansiyeline güveniyor musun, yapabileceğine? Kendini emek ve zaman vermeye değer görüyor musun? Kendine saygın var mı ve ekibini keşfettin mi? Içindeki bizi keşfedip sorumluluğunu aldığın zaman hayatına anlam girer. Böylelikle kendi tanıklığını keşfetmiş birisi güvenilir bir insan olur. Dış tanıklığa göre oluşan ahlakta "Kimse görmüyor ki