Mevlana Şems'i ararken Konya'da yalancılığı ile ün salmış bir adama rastlar.Adam Şems'i Bağdat'ta gördüğünü söyler.Bunun üzerine adama teşekkür ederim Mevlana.
Üzerindeki hırkasını çıkarıp hediye ede Mevlana'nın yanındaki dost, bu adamın aslında bir yalancı olduğunu bildiği halde, neden hırkasını ona verdiğini sorar.
"Yalanına hırkamı verdim." der Mevlana. "Doğru söyleseydi canımı verirdim."
Bir zamanlar bir köyde büyük bir ağaç varmış.Bu ağacın gövdesinden iki büyük dal çıkarmış.Bir dalında sadece insana hayat ve sağlık veren meyveler yetişirmiş diğer dalında ise zehirli ve ölümcül meyveler.Gel zaman git zaman hangi dalında hangi meyvenin yetiştiğini unutmuş insanlar.Günün birinde yaşlı bir adam yana yakıla gelmiş ağacın yanına.Hastalıktan ölmek üzere olan torununu kurtarabilmek için ağacın hayat veren meyvelerine ihtiyacı varmış ama hangi dalında hangisi yetişiyor bilmiyormuş.
Bunun üzerine gidip köylüleri çağırmış yanına.
"Ben ağacın bir meyvesini alıp yiyeceğim..." demiş.
"Eğer ölürsem anlayın ki diğer daldaki meyveler hayat veren meyvelerdir.Bir tanesini alıp torunuma yedirin,onu iyileştiririn." köylüler teklifi kabul etmiş herkes beklemeye başlamış.İhtiyar bir meyve alıp yemiş sonra ne görsünler ak saçları simsiyah olmuş.Bükülen beli dikleşmiş, yüzünün çizgileri silinmiş.Gencecik yakışıklı bir adam olmuş.Hayat veren meyveleri bulmuşlar böylece.Bir tane de torunu alıp götürmüş.Çocuk da hemen iyileşmiş. Köylüler hayat veren meyvelerden toplamaya başlamışlar.Gel zaman git zaman akıllara bir mevzu takılmış.
"Bizim çocuklar kötü meyvelerden yerlerse ölürler.En iyisi kötü dalı keselim.Sadece hayat veren meyvelerin yetiştiği dal kalsın."
Herkes bu konuda hemfikirmiş.Ağacın kötü meyveli dalı o gün kesilmiş.Fakat ertesi gün hiç beklemedikleri bir manzara ile karşılaşmışlar.Ağacın zehirli meyve veren dalı kesilince hayat veren meyvelerin yetiştiği dal da kurumuş.
Bunun üzerine anlamışlar ki hayatta her şey zıttıyla var.Zıtlıkları reddetmek, hayatın dengesini reddetmektir.Hakikati kabul etmemektir.
Ağlamak çok değerlidir, insancadır ve hakikidir.
"Gözlerinin ağlaması ruhun gülmesidir" der şair ve ruh insanlığı ortak bir şemsiyenin altında bir araya getirir.
...
"Gözyaşının bile görevi varmış.Ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış."
" Herkes senin büyük bir bilgin olduğunu söylüyor..."der Şems.
"Ben de senin bildiklerini bilmek isterim. Bana en sevdiğin, önem verdiğin ve hep okudun 5 kitabını gösterir misin?"
Mevlana, Şems'in dediğini yapar ve 5 kitap indirir kütüphaneden. Şems kitapları inceler. Sonra elinin tersiyle hepsinin kütüphanenin önündeki küçük havuza atar.
Mevlana telaşla kitaplarını kurtarmak için hamle yapar ama hepsinin mürekkepleri birbirine karışmıştır çoktan.
"Aradığın şey o kitaplarda değil.."der Şems.
"Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Onu ancak kalbinle bulursun. Dünyadaki bütün kitaplar bütün hesaplar aklın bir oyunudur sadece. İnsan aklının oyunu... Bütün bu kelimeler sözler laflar sevgini yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksindir belki ama ancak aşkla anlayacaksın."
Mevlana bu sözler karşısında buz kesilir sadece susar ve dinler.
"Kır kalemin ucunu.."der Şems.
"Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın. Bırak artık kitapları. Sen aşk denizine dal. Seni bu noktaya getiren bilgiler senin buradan sonra ilerlemeni engeller. Onları bırakmayı, vazgeçebilmeyi göze al."