Yolculuk uzun bir cümledir
Ezberini bozar kimilerinin
Derin yüzmek nefesini tutmak
Ve bir de anıları daima
Yanına almak gerekir
Kaybolan nedir, solgun
Bir bahçe anlatır bunu
Unutulan bir demet çiçek
Açık kalmış bir kitap anlatır
Yarım kalan bir cümle
Yol unutturur kimilerine
Daha istasyondayken birşeyleri
Vedanın sıcaklığı yere dönüşür
Üşür bir demet çiçek o an
Kapanır içimizdeki kapılar
Vefa dışarıda kalır
Gidelim istersen suyun
Söğüt dallarını serinlettiği
Irmağın sesini aldanarak
Bir aldanma değil midir
Öncesi unutulan şeyler gibi
Aşklar ve yolculuklar da
Belki anlatır anlatacağı
Bir şey varsa bekleyen
Eprimiş olsa da sözler
Sözler hangi birimizin
Yalnızlığına Kaçak yolcu
Olmamıştır ki kimi zaman
Çığlığa dönen bekleyişler
Sözün yırtılan yeri midir
Gecenin kezzap koynunda
İnandığımız ne kaldıysa
Bilemediğimizdendir ve Tanrı
da bulanıktır bu çağ kadar
Bu çağ unutmuştur artık
Çağlamayı ve serin Söğüt
Dallarından düdük yapmayı
Gül yanlış kokarsa
Tuz yakaya takılır
Orhan Alkaya
Tuz seyrimesiydi ve şaşkındık
Zifirî bir susku sekiyordu
Çocukların ıssız oyunlarında
Kuşlarsa kanat çırptıklarında
Düşüşüp duruyorlardı ve söz
de yitirmişti özgül ağırlığını
...
Oysa ben yılanların deri değiştirdiği
Bir çöl arıyordum kendi çölümde
Gövdemin çağına ulaşmak'çin
Matematik ve şiir çalışıyordum
Tarihse barbarlık öncesi devirlerdi
Rivâyetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu