ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

kör olsan demiyorum
kör olma da
gör beni

-Hasan Hüseyin Korkmazgil-

Halis kandemir, Mevlana ve Şems'ten Yüreğinizi Isıtan Sözler'i inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · 7/10 puan

Güzel bir derleme lakin bu tarz toplama kitapların bazen zararlı olduğunu düşünüyorum. Bu derleyen kimsenin Mevlana'sı. Bazı alıntılar metinden ayrı olduğu için insanı düşünürken yoruyor ve yanlış çıkarımlara yol açıyor. Belli bir kurguya tâbi olmadığı içinde okuması bir hayli zor geldi bana.

Neslihan Akbaş, bir alıntı ekledi.
 6 saat önce

"Bir düşünsenize, devlet protokolünde kimler önde oturur, önce kime yol verilir, aslan payını kimler götürür! Ama bakıyorsunuz her Osmanlı minyatüründe padişahın arkasında iki delikanlı duruyor. İşte son sınıflar yerini almış. Staj ve vazife bir arada. Bu detayları çözdüğümüz zaman, Osmanlı'nın şifrelerini de çözmüş olacağız ve bize yıllardır birilerinin dayatmaya çalıştığı barbar toplum, yağmacı devlet, acımasız yönetim yaftalarından tarihimizi kurtarabileceğiz. "

Osmanlı'nın Şifreleri, Talha UğurluelOsmanlı'nın Şifreleri, Talha Uğurluel
Ahmet Yetik, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu

Aşk Risalesi
Dirilmek yeniden
Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın
Bulutları yarması gibi gün ışığının
Yağmurun ansızın boşanması
Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması
Erimesi gibi karların ve buzulların
Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların

Dirilmek yeniden
Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi
Kandan kinden öfkeden
Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi
Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz
Bir bataktan çıkar gibi.

Yürürken otururken yatarken
Hep çürümek durumunda kalmış
Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız
Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz
Dokunduklarımız için ellerimiz.

Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar
Çocukluk kalkmış dünyadan gibi
Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.

Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim
Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?
Bu başkaldırma kanatlanma.

Durmadan geçiyordu o zamanlar
Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar
Boğuk bir ses madeni bir böğürme
Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi
Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan
Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği
Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı
Yalayarak
Çekiyordu bizi ve herkesi.

Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın ve yıldızların çağlayarak
Berrak şelaleler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.

Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu
Adı ferhat mıydı neydi
Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Her birinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.

Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibisin bazan.

Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi Yusuftu Kaystı
Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.

( Ara Çağrı )
Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi unutmadım

Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki
unutmadım

Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda
Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım

Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım

Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış
yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde
unutmadım

Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku
Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için
unutmadım

Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah
unutmadım

O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım
Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı
Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.

Haydi gel sevgilim
Uzanalım toprağın altına
Çiçekler mayalansın göğsümüzde
Bu akıp giden bu kör gidip yol giden
Kalabalıkları bu insanları
Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan
Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine
Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları
Uyarmak için bir an durdurmak için
Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük
Bırakıp giden leylekleri o güzelim hacı leylekleri
İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız
Ama şimdi kendimizi zorlasak da
anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları
Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?
Uzansak yerin altına ve toprak olsak.

Haydi gel sevgilim
Bir daha deneyelim
Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların
Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden
Vermek hep vermek için
Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz
Aşkın bir adı da berekettir
En iyi anlatandır o
Hirada bir mağarada
Gözden döküleni
Gönülden geçeni.

Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu
Çabalarım
Seni çağıracak olan.

Nasıl da unuttuk
Oysa daha anar anmaz adını
Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi
Kış ortasında çıkıveren güneş gibi
Birden sıyrılıverip bulutlardan
Üryan görülen can gibi
Doldururdun içimizi
Ve eviçlerimizi.

Ah oruçlu bir ağustos vaktinde
Bir kayanın dibinden kaynayan
Soğuk ve berrak sulara
Uzanıp kana kana
Avuç avuç alıp
Yüzümüzde içimizde
Duyduğumuz
Gibi
Aşk.

Ah bir yalnızlık vaktinde
Herkesle birlikte olduğumuz
Gene de yalnız olduğumuz
Bir parkta
Ta uzaklardan gelir gibi
Bir tamburdan bir ezginin
Bizi bizden ve herşeyden
Alıp götürdüğü gibi
Aşk.

Haydi gel sevgilim gene arayalım
Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini
Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü
Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği
Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği
Develerin coşarak çöllerde
Ayak sesleriyle şiirler bestelediği
O vakitleri.

Haydi gel bir daha bir daha
Arayalım
Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı
Bir vakitte
Gürül gürül
Bardaktan boşanır gibi
Yeryüzünü ve gökyüzünü
Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü
Geceyi ve gündüzü
Dolduran
Yüreğimizi kuşatan
O kitaptan
Okunanı.

Yaşamak, avını gözleyen
Sessiz gergin
Soluk soluğa
Bir atmaca
Sağ elimin
Parmakları ucunda.

Ve ölüm
Bir güvercin
Beyaz
Süzülen masmavi gökten
Berrak sulara.

Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor
Bir dal uzuyor uzuyor
Bir gül kanıyor bir seher vaktinde
Yanıyor bir ateş için için
İçimde içimin de içinde
Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor
Bir ney eriyor dudaklarımda

Aşkın bir adı da yorulmamaktır.

Şiirler, Erdem Bayazıt (Sayfa 101 - 116 (İz Yayıncılık))Şiirler, Erdem Bayazıt (Sayfa 101 - 116 (İz Yayıncılık))
Vipassana, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okuyor

Yapılan her şeyin çıkar amaçlı olduğu ve sanki yapılması gerektiğine vicdanen inanarak yapılamayacağı gibi bir düşünceye kapılıyorlar. Her şeyi prefabrik kazanım gibi yorumluyorlar. Barış ilkelerinin her zaman yarar getirdiğini, barışı sağlamak için görüşmek gerektiğini, tansiyonu düşürmenin ve özellikle güçlü devletlerle kalıcı diyaloglar sağlanmasının önemli olduğunu hiç anlamıyorlar. Bu pragmatizm değil, sadece taktiksel olarak daha yumuşak bir yol izleyerek ve daha fazla yalnız kalmadan güç kazanıp, stratejiyi oturtmaktır.

Saraysız Başkan Jose Mujica, Andres DanzaSaraysız Başkan Jose Mujica, Andres Danza

Şehr-i güzel olan efendiler,hanımlar
Hiç aşık oldunuz mu
Olduğunuzmu sizler kayboldunuz mu sayfalarca.
O başkalarına baktıkça siz ona yazdinizmi.
Bekledinizmi hiç yol olsun ona kalbim diye.

Sustunuz biliyorum zaman geldi aglayamadiniz bile.
Kaybettiniz biliyorum ama bu öyle kaybetmek değil
En güzelinden en morundan en mavisinden
Daha o bilmeden kaybetiniz sonsuzcasina.

Biliyorum o acik deniz gözlere de yandınız
Dalgalar vurdukça daha çok yandınız
Konuşamadınız anlatamadınız bitiniz.
Belki sizde hata yaptınız tek bir an bile pişman olmadan
Sevdiniz.
Ve şunuda çok iyi biliyorum doğru yalan farketmeden sevdiniz.

Can tendurus.

Ey ilahiyat hocaları, ey Diyanet hocaları, ey Milli Eğitim görevlileri, ey yöneticiler! İnsanın ruhuna hitab eden bir projeniz yoksa boşuna zahmet çekmeyin, insanın “Kötüleşme”sine mani olamazsınız. Olamıyorsunuz da, durum ortada.. İnsan kalitemiz her geçen gün bozuluyor. Gençlerimiz bonzai âlemlerinde.. Çözüm imam hatip liselerinin, ilahiyat fakültelerinin, camilerin, vakıfların, derneklerin v.s sayısını arttırmakta da değil. Nerede ve hangi çatı altında olursa olsun insani ve ruhanieğitimin verilmesinde. Yoksa bu kadar sayısal çoğalmaya rağmen insan kalitesinin düşmesine ne demeli? Kalite dikey bir süreçle yakalanır, yatayda ise tezahür eder. Unutmayın ki dikey yani enfüsi eğitimi ihmal, yatay olanın da bozulmasına yol açar. Çünkü “Kendi nefislerini dönüştürmeyenler toplumsal dönüşüm yapamazlar” (Kur’an 13/11).
Mahmut Erol KILIÇ

Gökhan Türk, Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir felsefeci motorsikleti ile uzun bir yolculuğa çıkarsa neler anlatır bize, nasıl bir yol hikayesi çıkar kaleminden?
Bir rejime şiddet yoluyla isyan etmenin faydasızlığından, bilimsel yöntemin kimi zaman kendi kendini boğan kaotik tutarsızlığına; David Hume' un tüm dünyanın kafamızda olduğu fikrinden, Kant'ın zamanın algılanamaz olduğu halde sezilebilmesi düşüncesine dayanan karşıt görüşüne; eğitim sisteminin zekayı köreltmesinden, yazacak tek kelime dahi bulamayan sınıfın en başarılı öğrencilerine; romantik görüş ile klasik görüş arasındaki farktan, girişkenliğin yadsınamaz gerekliliğine; sabırsızlığın çözümünün neler olabileceğinden, fiziksel uzaklığın psişik uzaklığın yanında anlamsızlaşmasına değin süregiden onlarca konuyla birlikte geçmişinde kendini arayan hem bir akademisyen, hem bir seyyah ve hem de bir babanın hayatını, mutlak gerçek olana ulaşmada verdiği düşünsel mücadeleyi, bir zihinin boğuluşunu ve yeniden doğuşunu okuma ayrıcalığına erişiyoruz.
Ve son olarak kitabın çarpıcı paragraflarından birini sizinle paylaşmak istiyorum;
"Tümüyle güvendiğiniz bir şeye asla kendinizi adamazsınız. Hiçkimse yarın güneşin doğacağını fanatik bir biçimde haykırmaz. Çünkü güneşin yarın doğacağını herkes bilir. İnsanlar, politik ya da dinsel inançlar ya da başka tür dogmalar ya da amaçlar için kendilerini fanatikçe adıyorsa bunun nedeni daima, bu dogmaların ya da amaçların kuşkulu olmasıdır."

Mehmet Admış, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

İş çevresinde, otobüslerde ona ilgi gösteren erkeklerin yüzlerindeki sığ ve silik gülümseyişler onda bir küçümseme uyandırıyordu. Bu erkeklerin kendi okuduğu kitapları okumadığını, küçük mutluluklar, küçük duygular birikintisinde yaşadığını seziyordu. Derinlik arıyordu o. Derin bir gülümseyiş, uzağa ve derine yönelmiş bir bakış ... Düşlerinde öyle bir erkeği yaşatıyordu. Onunla birlikte sessiz bir derinliğe doğru yol alabilecek bir erkek ...

Alnında Mavi Kuşlar, Aysel Özakın (Sayfa 49 - Yordam Yayınları - 1. Basım, Ağustos 2007 (e-pub))Alnında Mavi Kuşlar, Aysel Özakın (Sayfa 49 - Yordam Yayınları - 1. Basım, Ağustos 2007 (e-pub))