bu fotoğrafa bakarken dili yitirdiğimi hissettim. onu bütünüyle özgür, tüm bedeniyle geleceğe doğru yol alırken görmek, aklıma babamla paylaştığı yılları, maruz kaldığı aşağılamaları, yoksulluğu, yirmi beşle kırk beş yaşları arasında, başka kadınlar hayatı, özgürlüğü, yolculuğu, kendini tanımayı tecrübe ederken, eril şiddet ve sefalet tarafından yaşamından koparılmış, neredeyse yok edilmiş yirmi yılı getirdi.
bu fotoğrafı görmek bu yok edilmiş yirmi yılın doğal bir şey olmadığını, ondan bağımsız dış güçlerin -toplum, erillik, babam- eylemlerinin bir neticesi olduğunu hatırlamamı sağladı, demek ki her şey başka türlü olabilirdi.
Tutsak kalmış duygularla sürekli karşı karşıya gelen dokular, sonunda bu duygulardan etkilenmeye başlar.
Bir mıknatısı tüplü bir televizyon ekranına ya da bilgisayar monitörüne yaklaştırırsanız, görüntünün bozulduğunu
görürsünüz. Bunun nedeni, mıknatıstaki manyetik alanın, ekran içerisindeki elektronların normal akışını bozmasıdır.
Eğer mıknatısı çok yakın tutarsanız ya da uzun süre yakınında bırakırsanız, kalıcı bozukluğa sebep olur. Tutsak kalmış
duygular da vücudu aynı şekilde etkiler. Nihayetinde vücut da bir enerjidir, tutsak kalmış duygular da. Ancak tutsak kalmış
duygular olumsuz enerjidir ve tıpkı mıknatısın televizyon ekranındaki görüntüyü bozduğu gibi, tutsak kalmış duygular da vücut dokularını bozar. Vücut dokularının uzun süre yıpratıcı bir etkiye maruz kalmaları ise, acıya ve işlev bozukluğuna yol açar. Tutsak kalmış duyguları serbest bıraktığınızda
hemen rahatlamamızın, arazların geçmesinin ve hatta bazı hastalıkların iyileşmesinin nedeni budur.
Bu insandan kendisine ve yüreğine uzanan bir yol yoktu. Aynı evde yaşıyorlar, fakat birbirlerini tanımıyorlardı; sıkılıyorlar, birbirlerini anlamıyorlardı.
"Başarı kendini bulduğun yerden başlayarak ne kadar mesafe katetiğinle ölçülür. Sen çok yol katettin. Kendine iyi bir hayat kurdun. Suçun yaptığın işte iyi olmak ve Tanrı aşkına yalnızca iyi bildiğin işi yapıyordun.”