Er meydanına çıkmışız da sanki kıyasıya vuruşuyoruz gökçe gelin, üstelik herkes ve her şey gelmiş bizi seyretmeye; ölüler gelmiş sözgelimi, soluk alıp verişleri tenimizde çınlıyor, diriler gelmiş hayalimizden bakıyor, günler gelmiş yüreğimize akan tortulanmış acılarıyla, güneşler gelmiş, eski püskü sokak görüntüleri, bir evden ötekine yorgun bir kuş sürüsü gibi aylarca konup göçen ak sakallı ihtiyarlar, üzüm bağlarının yaprak yaprak genişleyen ıssızlığı, o ıssızlığı parçalayan nal sesleri, gafletler, akıllara durgunluk veren uyuşukluklar, sonra katmerlenmiş pişmanlık dağları, kıskançlıklar, düşmanlıklar...