Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir yıl özel bir okulda öğretmenlik yaptım. Maaşım çok azdı; sabah 6’da uyanıp eve 9’da dönüyordum. Birçok zorluğu vardı ama hayatımın en güzel yıllarından biriydi. Dersine girmediğim, beni etkileyen öğrencilerimi bile unutmuyorum. Atanmış öğretmen arkadaşlarımın hiçbirinden, öğretmen olmanın şu yanı güzel diye gözleri parlayarak söyledikleri bir söz hatırlamıyorum. Sürekli şikâyet eden bir arkadaşım var; ona “Peki, sevdiğin hiçbir yanı yok mu ya da yine de öğretmen olmaya değer dediğin bir şey yok mu?” dedim. “Hayır.” dedi. Gerçekten çok üzücü; bu ülkenin bizden aldığı en önemli şeylerden biri, sırf geçinebilmek için sevmediğimiz meslekleri seçmek zorunda kalmak ve hayatta güzel olan nadir şeyleri de böylece yitirmemiz. Belki ben kolejde çalıştığım için öğrenci profili farklıydı; yine de sırf hak ettiğim maaşı almadığımı düşünüyorum diye tüm öğrencilerin, istisnasız, değersiz ve işe yaramaz olduğunu düşünebileceğimi hayal edemiyorum.
İnsan yaptığı meslekte tabii ki hakkını almalı; ancak insana hizmet olan mesleklerde para gibi bir kaygınız olmadığında yine de gönüllü olarak yapmak isteyeceğiniz bir iş olmalı. Para, yapmak istediklerimizi yapmak için bize vakit kazandıran şey değil midir? O hâlde, para kaygımız olmadığında vaktimizin çoğunluğunu yaşama amacımıza ayırmak istemez miyiz? Çok zengin olsak da insanlığa ve dünyaya bir şeyler katma isteği, insan olmanın bir gereği değil midir? Bu yüzden doktorluk, öğretmenlik gibi mesleklerin çok az maaş aldığı ülkelerde, buna rağmen bu meslekleri seçip severek yapan insanlara çok saygı duyuyorum.