İnsan hep kendisini yürekli sanır. İçine bir korku düşünce de bunu olağan saymaz. Kahrından ölür, delirir. Neden korkuyorum diye, aklını oynatır. Korku insan oğlunun yüreğini işlemiştir bunu bilmez. İnsanoğlu salt korkudur, bunu bilmez. Bilmez de kendini yediremez korkuyu…
Hepimiz bir belli sona doğru gidiyorduk. Gidiyorduk ama onu, mavi denizi kara, yeşil çayırlar kara, dağları aşılmaz, yollara geçilmez, çarşıları yalnızlık içinde, yemişleri tatsız, şarapları acı olan bir ülkeye mi sürüklüyordum? Bu, yalnız sobanın konuştuğu oda içinde iki saatin beraberliği için, biçimde kaygusuzluklar, dostluklar, fedakarlıklar ve insanlık yaratan insanı nereye götürüyordum?