Ölüler için ne mırıldanan rüzgâr, ne koku ne de karanlığa doğru ilerlemelerini sağlayacak duyargalar vardı. Hepsi de zamanı unutmuş ağaçlar gibi görünüyorlardı. Ne düşünceleri vardı ne de onları taşıyan sözcükler.
Bilmediğim yerlerin hikâyelerini dinlemeye bayılırdım.
Bundan on yıl kadar önce gezdiğim yerlerde karşılaştığım insanlara hep doğdukları ve büyüdükleri yerlerin
hikâyelerini sorardım. Insanların başkalarını nadiren dinlediği zamanlar olduğundan, konuştuğum kişiler içtenlikle ve büyük bir hevesle anlatırlardı.
…
Bugün düşünüyorum da eğer o yıl "Yılmadan Başkalarının Hikâyelerini Dinleme Yarışması" düzenlenmiş olsa, birinci seçilmeme eminim kimsenin itirazı olmazdı.