"Daha Ramazan'ın öldüğünü bile bilmiyor o. Bu yüzden Ramazan onun gözünde hala yaşıyor... Hala ata biniyor yani, hala yiyip içiyor, yürüyor, koşuyor, gülüyor , ya da ne bileyim, düğünlerde keşkek dövüp halay çekiyor... Kimi zaman bunu düşündükçe, artık muhtar dönmese, diyorum içimden; dönmese de Ramazan hiç değilse onun gözünde yaşayıp dursa... Halay çekiyorsa çekse hani muhtar ölümceye dek, keşkek dövüyorsa dövse, gülüyorsa gülse... "
"Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar, tekrarın tekrarlananın örtusü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı."
"Olup bitenleri berber dükkanından izlerken ürperiyordum tabii, çöken bir kentin ortasında yapayalnız kalmışım da kendimden başka tutunacak dalım yokmuş gibi dehşete düşüyordum."
"Bu işin sonu yavaş yavaş köyün yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına... (...) Üstelilk bütün bunlar kendi yokluklarının içinde, yıllardan beri yok olduklarından habersizdiler... "
"Yürüyorum dediği, durmanın ta kendisiymiş. Düş gibi bir şey yani... Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla. İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzadıkça da kolların uzar babam uzar... Gene de boşluğa avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu... "