Seni gördüm düşümde bu sabah gene. Yan yana oturuyoruz... Sen itiyorsun beni, ama kızmadan; gülerek. Üzülüyorum, ittiğin için değil seni itmeye zorlayan davranışıma üzülüyorum. Sızlanmayan yakınmayan herhangi bir kadına davranır gibi davranıyorum sana; sessizliğimin ardındaki sesi -hemde bana seslenen sesi duymadığıma üzülüyorum. Duyamadım mı dersin? Duymuş da olsam karşılık veremedim ya!
İlk düşümden daha bitik, daha kötü ayrıldım yanından. Bir yerde okumuş olacağım bir benzetiş geldi şimdi usuma:
"Ateşten örülmüş uzun yalımlardır sevgilim, dolaşır yeryüzünü sarar beni. Ama sardıklarını değil görmesini bilenleri sürükler ardından..."
(Adımı da yitirdim! Küçüle küçük 'Senin' kaldı yalnız.)