"O, herkesi aldatıyordu," dedi."bana kalırsa işin gerçek yanını biliyordu. Büyükbaba bu gece ölmedi: O, kendisini yerinden, yurdundan ettiğiniz gün öldü."
...
O, çoktan ölmüştü. O, bıraktığı yerde kalmıştı. O bunu biliyordu.
Nereye gidiyoruz? Bana öyle geliyor ki, hiçbir yere gitmiyoruz. Her zaman yoldayız. Her zaman gidiyor ve gidiyoruz. Niçin insanlar bunu düşünmüyorlar? Şimdi hareket çağındayız. Halk hareket halinde. Biz nedenini ve nasıl olduğunu biliyoruz hareket var, çünkü hareket etmek zorundayız. Halkın yolları dökülmesinin nedeni bu çünkü daha iyisini istemekte ve bunu elde etmenin de tek yolu bu. İstiyorlar, muhtaçlar, gidecekler, bulacaklar. İnsanları kavga edecek kadar çileden çıkaran, ezilmektir.
Ama insan bu kadar cesaretti nereden buluyor, kendi türüne karşı bu kadar güvenin nasıl besliyor? Bu kadar inancı insana verebilecek pek az şey var dünyada.
Traktör şoföründe, anlayış kıt yaptığı işle ilgilenmeyen bir yabancının hor gören bir hali vardır. Nitratlar toprak değildir, fosfatar da değildir; ve pamuktaki tellerin uzunluğu da toprak demek değildir. Karbon insan değildir; tuz da değildir, suda değildir ve kalsiyumda insan değildir. İnsan, bunların hepsidir, aynı zamanda bunlardan da başka bir nesnedir, bambaşka bir nesne... Ve toprak da onun çözümlemesinden apayrı bir nesnedir. Kimyasal bileşiminden başka bir nesne olan insan, yerde gezer, sabanin ucunun taşa çarpmasın diye çevirir, toprağın üstüne kadar çıkmış olan bir taş katının üzerinden sabanı kaydırmak için sapindan aşağı doğru bastırır, ekmeğini yemek için toprağa çömelir; elemanlarından bambaşka bir nesne olan insan, çözümlemesinden apayrı bir nesne olan toprağı tanır. Ama toprağın üzerinde ölü bir traktör süren makine-adam, bunu bilemez ve o toprağı sevmez; o yalnız kimyaya anlar. Toprağa ve kendini hor görür. Oluklu sactan kapılar kapandı mı, evine gider; evi toprağın bir parçası değildir.