"Neden hep burnumu öpüyorsun?" diye sormaktan kendini alamadı.
Kuzey önce bu soruyu duymazdan gelmeye karar vermiş gibi önündeki gazetelerden birinde uzandı. Ancak Masal kolundan dürtünce, nefes vererek ona döndü.
"Evet?" dedi Masal ve tek kaşını kaldırmaya çalıştı ama yine başaramadı. Lanet olsun!
"Pekâlâ. Söyleyeceğim ama gülmek yok." Masal merakla başını sallarken, Kuzey yeniden gazeteye gözlerini dikti ve konuşmaya başladı. "Çünkü burnunun hemen yanında kalp şeklinde bir çil var ve ben orayı öperken sanki senin kalbini öpüyormuşum gibi hissediyorum."
"... Benim ailem yok ve artık sen benim ailemsin. Seni öylesine seviyorum ki, canım acıyor, dengemi kaybediyorum ve sensiz nefes alamıyorum. Ben sana âşığım, Masal. Lütfen sen de bana âşık ol."
Masal kocaman gözlerle Kuzey'e bakarken kalbinden akan mutluluk o kadar fazlaydı ki, gözlerinden taşmaya başlamıştı. Kuzey onun gözyaşlarına hafifçe dokunduktan sonra Masal'a doğru eğilip dudaklarına yaklaştı.
"Senin gözyaşlarına kıyamam ben. Ağlama sevgilim,"
"Neden?" diye sordu Masal, Kuzey'in her şeyi itiraf edip bu işe bir son vermesini isteyerek. Beklenti dolu bakışlarını onun yüzünden bir an bile ayırmadan öylece durdu. Kuzey kendisiyle savaşıyor gibiydi.
"Özür dilerim," dedi sonunda ve hafifçe ondan ayrıldı. Ardından yeniden gözlerini Masal'ın gözlerine dikti ve tekrar "Çok özür dilerim," diyerek bu kez tamamen uzaklaştı. Sonra da ardında kalbi kırık bir Masal bırakarak arkasını dönüp kalabalığa karıştı.
"Özür dilerim."
Masal, Kuzey'in ağzından çıkan sözlerin anlamını yanlış kavradığından emindi. Çünkü ne için özür dileyebileceği ile ilgili aklına bir şey gelmiyordu.
"Sana yalan söylediğim için," diye eklediğinde neredeyse Masal'ın kalbi duracaktı.
"Gözlerinin içinde cam kırıkları gibi katmerler var ve her biri yeşilin farklı bir tonunda. Sanırım bu yüzden duygularını direkt yansıtıyorlar ve loş ışıkta balta girmemiş ormanları anımsatıyorlar."