Sa'di Şîrâzî' nin Gülistan kitabında geçen bir rivayete göre, bir gün adamın biri kerpiçten bir ev yapar ve evin karşısına geçerek, "Yıkılacağın zaman bana söyle ki hanımımı, çocuğumu içinden çıkarayım, altında kalmayalım." der. Ev, "Tamam söyleyeceğim" deyip söz verir ve bu şekilde anlaşırlar. Bir gün evin duvarında bir yarık oluşur. Adam bir avuç çamur alır, yarılan yere sürer. Bir süre sonra duvarda bir yarık daha açılır. Adam, yine çamur sürer ve bu böylece devam eder. Sonunda ev dayanamaz, yıkılır. Adamın ne sevdikleri ne de malı mülkü kalır. Bunun üzerine adam eve, "Biz seninle böyle mi anlaştık? Hani yıkılmadan bana söyleyecektin?" diye sorunca, ev "Ben lisan-ı hâl ile söyledim ama her söylediğinde bir avuç çamurla ağzımı kapattın. Ben daha ne diyeyim." diye ibretlik bir cevap verir.
Hastalık Allah'ın sevdiği kollarıyla hususi ilgilenmesidir. Bunu Allah'ın kimlere hiç hastalık vermeyip kimlere sürekli hastalık verdiğine bakarak daha iyi anlarız.
Öyle ki bir gün bir köyde deprem olur. Allah'ın hikmeti depremi sadece köyün imamı hissetmez. İmam Efendi sabah namazı için camiye gidince bakar ki Cami cemaatle doludur. Buna çok sevinir, şevkle ve iştiyakla namazı kıldırır. İmam namazdan sonra ellerini açarak "Ya Rab! bu cemaati buraya gönderen sebep neyse başımızdan eksik eyleme" diye dua eder. Demek ki Allah'ın huzuruna hangi vesile ile gelinirse Allah da kulundan vazgeçmediğinden o vesileyi ondan eksik etmez.