Uzun zamandır kendi dünyamın içinde o kadar yıprattım ki kendimi, bir zaman sonra ne için savaştığımı bilemez oldum. Birçok şeyi yadırgadım; yaşantımın neresinde söz sahibiyim farkında değilim ya da büyüdükçe farkındalığımı yitirdim. Gelenler, gidenler, kalanlar, kalmak için direnenler... Günün sonunda yine elimde koca bir hiçlikle uyuyorum aslında.
Ruhumun terazisinde yanlışlarım ve hatalarım, doğrularım karşısında daha ağır basar oldu.
Ne zaman bir şeylerin altında kalsam, oradan tek başıma çıkmanın mecburiyetini hissettim. Halbuki bu kadar güçlü değildim; duyguları dorukta yaşamayı da hiç bilmedim. Dengemi şaşırmış, düşsem kalkamayacak gibiyim ama şunu da iyi biliyorum: Düşersem beni, ben dahi kurtaramam.
Bazen hiçbir şey yapasım gelmiyor; düşünmek, cevap vermek ya da bir fikirde bulunmak istemiyorum. Öylece başıboş durmak, hafifçe sallanarak duvarla bakışmak istiyorum.
Vazgeçtim.
Beni iten ellerin şefkatine artık muhtaç değilim.
Bir zamanlar içimi kanırtan ne varsa bir o kadar önemsiz görünüyor şimdi gözüme. Karşılıksız bıraktığın bütün duyguları, bütün iyi niyetleri, bütün çabaları rüzgâra bıraktım; nereye gittiklerinin bir önemi yok. Yarattığın uçurum kadar derin değil, öylesine bir tebessüm olarak kaldın yüzümde.
Değişiyorum.
Şimdi ne bir beklentim var kimseden ne de bir şeyler verme hevesim. Kırgın, kızgın ya da küskün değilim. Tüm kavgalarımla kendi kendime barış ilan ettiğim yerdeyim. Anlamsız kavgaların tarafı olmaktan vazgeçtim. Öylece bırakıp herkesi olduğu yerde, kendime giden yolun keyfini sürmekteyim.
Değişiyorum.
Kendi kıyıma çekildim, iyileşiyorum.