Köyler ve küçük şehirlerden geçip Müslümanlara "Hangi millettensiniz?" diye sorun. Çoğu aynı cevabı verecek, Müslüman veya Boşnak olduklarını söyleyeceklerdir. Bazıları da Bosnalı veya Hersekli olduklarını söyleyeceklerdir fakat hiçbiri Sırp veya Hırvat cevabı vermez. Belki de bilmiyorlar ve onlara ne olduklarını öğretmek gerekiyor öyle mi? Milliyet öğrenilen bir şey değildir ve "öğretilen" milliyet, zorlama bir milliyettir. Tıpkı az sayıda entelektüelin kendi "Sırplık" ve "Hırvatlıklarını" anne babalarından almayıp sonradan öğrenmeleri gibi.
Nora kendini düşündüğünde - ki son zamanlarda gitgide daha çok düşünmeye başlamıştı - ancak olmadığı şeyler aracılığıyla düşünebiliyordu. Olmayı beceremediği şeyler aracılığıyla. Olmayı beceremediği çok fazla şey vardı. Zihninde sürekli tekrarlanan pişmanlıklar. Yüzücü olup olimpiyatlara katılamadım. Buzul bilimci olamadım. Dan'in karısı olamadım. Anne olamadım. Labirentler'in vokalisti olamadım. Cidden iyi ve cidden mutlu biri olamadım. Voltaire'e bakmayı beceremedim. Şimdiyse, bunlar yetmiyormuş gibi, ölmeyi bile becerememişti. Boşa harcadığı fırsatların bu kadar çok olması cidden acınacak bir durumdu.
Bir yanardağ gibi dağıldı sözünün alevleri, sen nasıl aşksın, dedi. Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar. Akıl aşka denge değildir. Karanlıksam karanlığımı, bulanıksam bulanığımı kabul etmezsen nasıl aşksın, diye yineledi. Sustum. O susmadı. Bana aşksan aşk gibi gel, dedi. Aşkın pazarında, kendisinden başka hiçbir ölçünün geçerli olmadığını bilmiyorsun ve aşkın erliğine soyunmuşsun.
Bir istasyondan başlar yolculuk. Bir başka istasyonda biter elbette. Ve iki istasyon arasında eğer siz, yolculuk başladığı andaki sizden başka bir şey değilseniz, beyhude yollara dökülmüşsünüz demektir.