-1-
Bir kuş tanıyordum ki, baharda,
Salkımlar açan bahçemin üstünde uçar da Akşamların ürperdiği bir sesle öterdi.
Besbelli, bu iklime yabancı,
Nerden koparak geldiği meçhül,
Endâmı uzun, tüyleri parlak, sesi vahşi
Bir kuş.
Akşamla yatan köyde sadâlar durulunca, Mehtaba yakın, gölgeli bir nokta bulunca, Hicranla kısılmış, heyecanlarla boğulmuş
Bir sesle öterdi.
Öttükçe uğuldardı sesinde
Avâre kuşun duyduğu hasret
Bir bilmediğim kıt'ada, bir dağ tepesinde,
Bin bir çölün ardında kalan yurduna dâir.
Öttükçe o, hasretle genişlerdi, duyardım, Korkunç uçurumlar gibi rûhumda derinlik.
Her gün daha bir parça yakından sevişirdik: Ben şair, o şair.
Bir gün camı açtım ki, ufuk bir kara perde; Sâhrayı beyazlar bürümüş, yollar uyuşmuş; Gördüm ki, o gurbet kuşunun gezdiği yerde Cansız bir avuç tüy yatıyor. Baktım: O kuşmuş!
-2-
Ey gözlerinin çevresi mor, benzi tutuşmuş, Akşamladığım yolları yalnız gezen afet!
Kaç yıl geçecek, böyle hazin, böyle habersiz, Sen Marmara'nın göl gibi durgun bir ucunda, Ben böyle atılmış gibi yurdun bir ucunda,
Sen benden uzak, ben sana hasret?
Sarmış beni gurbet,
Sarmış beni Mecnun diye zincir gibi dağlar;
Bir türbe ki rûhum, gelen ağlar, giden ağlar!