Herkese selamlar
Jack London’ın Adem’den Önce kitabını okudum ve gerçekten çok beğendim. Bu kitapta Adem’den öncesine, Taş Devri’ne uzanan bir anlatı var. Bir soykırımı anlatıyor.İlk insanların; ağaç insanları, ateş insanları ve “halk” olarak ayrılan üç türün hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz.
Jack London her zamanki gibi hayal gücüyle yine harika bir dünya kurmuş. Okurken beni alıp tarih öncesi zamanlara götürdü; ilk insanların yaşamına, mücadelelerine yakından bakma fırsatı sundu. Hayâl dünyamı zenginleştirdi
Kitabın özellikle sonlarına doğru çevirmen Levent Cinemre’nin yaptığı açıklamalarla benim için daha da tamamlandı. Verdiği bilimsel bilgiler, dipnotlar ve açıklamalar gerçekten çok aydınlatıcı ve kitabı bütünleyen bir etki yaratıyor. Bu yüzden Jack London’ın kitaplarını okurken onun katkıları benim için ayrı bir değer taşıyor.
Ayrıca kitapta anlatılanlardan yola çıkarak Amerika’da Kızılderililere yapılan, milyonlarca insanın yok edilmesine neden olan soykırıma da değiniliyor. Kanada ve Alaska’da Kızılderililerle bir araya gelip onların anlattıklarından esinlenildiğini öğrenmek de beni ayrıca etkiledi.
Şunu da çok net gördüm: İlk çağdan bu yana güçlü olanın güçsüzü ezdiği anarşik düzen maalesef hâlâ devam ediyor. Bugün yaşadığımız yüzyılda bile soykırım yapan milletler var, ismi lazım… hepimiz biliyoruz zaten. Bu vahşiliğin insanın genlerinde ve ilkelliğinde olduğunu düşünüyorum. Ve insan, bu vahşiliği ne kadar dizginleyebiliyorsa o kadar insan ve o kadar medenidir. Kitap bana bunu da fark ettirdi.
Bir de kitapta insanların hiçbir şey bilmedikleri dönemde ne kadar saf, hatta ne yaptığını bilmez hâlde olduklarını; her şeyi bir oyun gibi gördüklerini anlatıyor. Bu kısımlar bana “Salak ile Avanak” filmini hatırlattı, bilmiyorum hatırlar mısınız. O