"Ölmeye en çok yaklaştığımız an, belki de kaleme sarıldığımız anlardır. Yazmak, bir anlamda yaşamla vedalaşmaktır; olup bitenleri daha açık bir şekilde görebilmek maksadıyla dünyayı geçici olarak kaldırıp bir kenara koyduğumuz ve gölgesine sığındığımız bir meşgaledir. Yazarken, hayatı daha soğukkanlı bir şekilde, hem daha mesafeli hem de en ön sıradan izleyebilmek için geriye doğru bir hamle yaparız ve hayatın dışına çıkarız. Gözümüzü bir saniye bile kırpmadan hayata bakarız. İnsan, kaleme sarıldığında o nahoş şeyler, canımızı yakarak yaşadığımızı hissettiren hayaletler, heyulalar, pişmanlıklar ve anılar hiç yokmuş gibi davranabilir."
"Hiç kuşkusuz acının içlerini kaplamasına boyun eğmemek için, bilinçaltına itilmiş yasakları alt ederek, kendinden geçişle kaçış yoluna kavuşuyorlar, düşünceleri matemin kederinden kaçıyor. Yüksek bir bunaltı düzeyi gerçeklikle bağlarını kaybetmelerine yol açıyor."