Bir başka kural şöyleydi:
“Bilhassa yaz sıcaklarında gezip tozduktan sonra trende veya vapurda otururken ayağınızı sıkan veya nasırınızı acıtan iskarpininizi usulcacık çıkartıyor ve havalandırıyor musunuz? Bu adi hareketi yapmağa canınızın yanmasını tercih ediniz.”
Çarşaftan modern giysilere geçen ve böylece sokağa her çıkışında kendini çıplak gibi hisseden kadınlara da çeşitli nasihatler vardı bu kitaplarda:
Mesela “Nakil vasıtalarında diz boğumlarını sıkıyor, diye diz kapaklarınızdan aşağıya simit gibi kıvırdığınız çoraplarınızla sakın oturmayınız. Bu hem gülünç hem de adiliktir. Jartiyeriniz yoksa paça lastiğinizi bollaştırınız. Laubaliliğin bu kadarı olmaz” deniyordu.
Ali Yekta bey, Kadızade ailesinin yardımları sayesinde Latince harfleri ilk öğrenen kişilerden biriydi ve eline geçen bütün adab-ı muaşeret kitaplarını okuyor, Notlar alıyor, bu bilgileri çevresindekilerle de paylaşıyordu.
Mesela o yıllarda yayımlanan ince ve resimli bir kitaptan şu kuralları ezberlemişti:
“Vapurda, trende, tramvayda, tünelde hülasa bütün nakil vasıtalarında yanınıza rastlayan bayanı öyle yiyecek gibi süzmeyiniz. O bir moda mankeni değildir ki üstünü başını seyredesiniz.”
“Şehrin caddelerinde laubali olarak baş açık gezmeniz de adab-ı muaşerete hiç uygun değildir. Başınızda bir şapka bulunmazsa tuvaletiniz ne kadar kibar ve şık, yüzünüz be kadar güzel olursa olsun sizi muhakkak ayıplayan bir çok göz bulunacaktır.”