Geç Kalan
İnsanın kendi kalbine yetişemeyişini anlatan derin ve sarsıcı bir hikâye...
Bu kitapta “geç kalmak”, yalnızca zamansal bir gecikme değil; duygulara, yüzleşmelere ve hakikate karşı ertelenmiş bir varoluş hali. Kitabın kahramanı, hayatın içinde savrulurken aslında en çok kendine yabancılaşır. Sevmekte, affetmekte, hatta konuşmakta bile geciken bir insanın iç dünyasına tanıklık ederiz. Bu yönüyle eser, okuyucuyu dış dünyadan çok kendi içine doğru bir yolculuğa davet eder.
Tarık Tufan’ın dili her zamanki gibi sade ama derindir. Az sözle çok şey anlatır; cümlelerin arasında suskunluklar konuşur. Kitap boyunca hissedilen o hüzün, okuyucunun kalbinde uzun süre yankı bulur. Geç Kalan, modern insanın en büyük yaralarından birini dile getirir: Kalbe geç kalmak… Belki de bu yüzden kitap bittiğinde insan, kendi hayatına dönüp şu soruyu sormadan edemez: Ben neye geç kaldım?