Öncelikle insanlar sanılandan çok daha mutsuz... Ve olgun insan diye birsey yok. Hayatın neşesi kadar kadar kaçınılmaz olan karanlığını da yaşamak, hastalar ve terapistler de dahil olmak üzere herkesin kaderi ;hayal kırıklığı, yaşlanma, hastalık, soyutlanma, kayıp, anlamsızlık, zor seçimler ve ölüm.
İnanç kapasitesi çocuklukta en yüksek seviyededir;bu yüzden dinler, o hassas yılları herşeyden önce ele geçirmeye kendilerini adarlar. Bundan dolayı erkenden zihne yerleştirilen inanç gibi bir yükü hiç sırtlanmadım ;erken dönemde gelişen pek çok mantıksız inanış ve korku gibi dini inancın da yük olduğu görüşünü benimsedim.
Kendini tanı der Sokrates. Bu sadece yaşadığın andaki kendini bilme, tanıma hali değildir. En çok da geçmişin sende biriktirdikleriyle beraber kendini tanımayı anlatır. Sırf kendi geçmişin değil elbette, içine doğduğun kültürün , toprakların geçmişidir seni sen yapan. Derinden açılan yaraların çoğu tam da bu nedenle hep geçmişin izlerini taşır.
Barış dediğimiz şey insanların kavuşmak için çırpınıp bir türlü ulaşamadığı, hasretlik çekilen sevgili değil ki. İnsanlar gerçekte barış istemediği için barış yoktur.