Zaten çok uzun zamandır pek çok şeyi anlayabilmeye çalışmaktan vazgeçmiştim. Ayakta kalabilmeyi becerme çabam enerjimin büyük kısmını alıp götürüyordu, başkalarının tutarlılığı ya da tutarsızlığı artık pek umrumda değildi.
O anda farkına vardım ki, benim içimdeki boşluk hiç de hava dolu değildi. Benim içimdeki boşluk su geçirmez de değildi, hava boşluğu da. Bu mıknatıs bir boşluktu, kırılgan ve mutsuz bir boşluktu. Asla edinmek istemediğim tüm düşünceleri içime çeken bir boşluktu. O düşünceler karşısında kendimi dehşetli yalnız, dehşetli korunmasız hissediyordum.