Eskiden dünyaya dâr-ül-gurûr' derlermiş dâr-ül-gurûr: insanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden. Şu yâ da bu, öyle veya böyle. mütemadiyen kâbus gördüğümüz yerdir burası.
İnsan ilişkilerinde çoklar hem sonludur hem sorunludur. Çok iyilik, çok muhabbet, çok beklenti... haliyle denge esastır. İşte biz buna islami terimde hadd-i vasat diyoruz. İslamiyet insanı incinmekten dahi alıkoyacak bir ölçü koyuyor.
O halde bugünden sonrada ifrat ve tefrit'i hayatımdan çıkarmaya gayretimi arttırayım.
“Hepimiz aynı karanlıktayız
Üslubu ağır bir zamandayız
Yaprağı ağaçta severiz
Gülü dalında sevmeyiz.”
Velhasılkelam savrulup duruyoruz.
Anlatacak çok fazla şeyi olunca,daha bir güzel susuyormuş insan.
Hisler,cümleleri tamamlamaya yetmiyormuş.
Ne çok başkalaştık zaman denen şeyin içinde, gerek mekandan mekana, gerek insandan boşluğa... Ama insan bu ünsiyetten gelmiyor mu kökü elbet alışacak, alışmak durumunda kaldığı birçok şeye alıştığı gibi alışacak, alışacağız...